30 Ekim 2017 Pazartesi, 15:29
Sayım Çınar
Sayım Çınar sayimcinar@gmail.com Tüm Yazılar

Betül Arım tek kişilik oyunuyla sahnede

Betül Arım tek kişilik oyunuyla sahnede. Dışarıda hiçbir şey var, her şey içeride oluyor! Usta sanatçı Betül Arım, ‘içeride olanları’ anlattı…

Tiyatro ve seslendirme sanatçısı Betül Arım’ın kendi yazdığı ve derlediği tek kişilik sahne gösterisi “Dışarda Hiçbir Şey Var” 16 Ekim’de yapılan gala ile seyirciyle buluştu. Pek çok kurumsal firmaya yaşama sanatı seminerleri veren Betül Arım, dokuz farklı konu başlığından oluşan “Yaşama Sanatı” seminerlerinden yola çıkarak derlediği gösterisinde seyirciye; “Dostumuz da düşmanımız da biziz. Bizi bizden başka engelleyen hiçbir şey yok” mesajını veriyor. SuperHaber yazarı Sayım Çınar, usta sanatçı Betül Arım’la yedinci gösterinin provası sonrası çok özel bir röportaj yaptı. “Ben de herkes gibi acıyı, kederi yaşıyorum ama sadece sevinci, neşeyi besliyorum” diyen Betül Arım, “içeride olanları” Sayım Çınar’a anlattı.

Dışarıda hiçbir şey var da peki içeride neler oluyor?
Evet, dışarıda hiçbir şey var, her şey içeride oluyor, en azından benim için… Dışarıda olanlar aslında bizim bakış açımız, bizde olanı dışarı yansıtıyoruz. Ya da dışarıda olanları tolere edip, olanı olduğu gibi önce bir kabul edip, sonradan elimizden ne geliyorsa yapabilmek, ahlarla vahlarla uğraşmadan çözümlerle uğraşmak lazım.

Öncelikle sizi tebrik ediyorum. Doğaçlama tarzında çok deneysel, bir taraftan kurgusu olan bir oyun sergiliyorsunuz ve bunu yaparken hiç yorulmadan hep bir şeyler anlatmaya çalışıyorsunuz. Siz bu oyunu yaparken neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz? Çok didaktik bir oyun çünkü…

Oyun değil, aslında tek kişilik bir gösteri. Ben buna anlatı diyorum.

Betül Arım, tek kişilik oyunu ile ilgili Sayım Çınar’a konuştu

Ama oyun da var, oyunun içine giriyorsunuz zaman zaman…

Minik karakterler var. Onu yapan Onur Duru arkadaşımıza buradan teşekkür ediyorum. Yönetmenim Ahmet Ayaz Yılmaz ile birlikte çok güzel bir iş çıkardılar. Bunu önce Ahmet Ayaz Yılmaz düşündü, daha sonra Onur’u buldu ve hayata geçti.

“ACIYI KEDERİ YAŞIYORUM, SEVİNCİ NEŞEYİ BESLİYORUM” 

Yaşamı düşünenler komik, hissedenler trajik yaşarmış. Siz buna katılıyor musunuz?

Hayır, katılmıyorum. Çünkü hayatın içinde her şey var. Acı da var, keder de, sevinç de var, neşe de, haz da var coşku da… Önemli olan bizim bakış açımız ve neyi seçtiğimiz. Ben acıyı kederi yaşıyorum, sevinci neşeyi besliyorum. Siz neyi beslerseniz zaten bilinçaltı, hayal gücü, düşünce gücü onların hepsi bunu bize anlatıyor. O kadar bilimsel bir şey ki bu. Bilinçaltının farkına varsak… Ben sadece onu istiyorum.

Evet, bilinçaltını sorgulamak gerekiyor.

Bilinçaltımızın ve beynimizin nasıl çalıştığını öğrendiğimizde o zaman bunlar ne bir mucize olarak görülecek ne de spiritüel… Değil, bilimsel.

Aslında anlattığınız hikayeler de hayatın içinde. Bir tarafta bozuk bir buzdolabının içinde donarak ölen bir insanı anlatıyorsunuz, bir taraftan da kendinize dönüyorsunuz ve kendinizle ilgili yaşadığınız trajedileri birebir sizi izleyenlerle paylaşıyorsunuz. Genelde bu tür gösteriler çok fazla yok. Bu açıdan siz kendinizi yenilikçi olarak hissediyor musunuz?

Bilmem, böyle şeyleri hiç bilmem. Sokrates’in dediği gibi ben şunu söylüyorum; bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. Çok samimi söylüyorum böyle hissediyorum. Çünkü her an değişiyoruz, her an bir şeyler öğreniyoruz. Ben çok meraklıyım, dünyanın en açık insanlarından biriyim. Ön yargılarım yok ama bazen bilinçaltı kodlamalarımda bazı şeyler olur, pıt diye çıkar, onun farkına varıp, “Ben ne yaptım ya…” diyebilirim.

Bu tür şovlarda oyunculuk doğallığı da beraberinde getiriyor. Siz de yıllardır tiyatronun içinde olan birisiniz. Türkiye’de tanınmış bir oyuncusunuz, yaptığınız işler ortada, sizi uzun uzun anlatmaya gerek yok. Herkese bir yerinden dokunuyorsunuz. Bu oyun için nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz. Her gün oynamasanız da haftada bir üç-dört kez oynuyorsunuz değil mi?

Olacak, daha yeni oynamaya başladık. Hazırlık dediğin prova süresince oluyor, provada her şeyi hazırlıyoruz ve bitiyor. Buraya geldiğimde sadece kendime ayırabileceğim bir yarım saatim olsun istiyorum. O arada nefes çalışması yapıyorum, sakin ve dingin bir şekilde sahneye çıkmaya hazırlanıyorum.

Seyirciyle de şekillenen bazı şeyler oluyor ve gösteriye yeni şeyler ekleyebiliyorum. Bir anda seyircinin coşkusuna kapılıp, a ben size şunu da anlatayım diyorum. Geçen gece öyle oldu, unutkanlığımla ilgili yeni bir hikaye anlattım.

“BİLENİN BİLMEYENE, OLANIN OLMAYANA BORCU VAR” 

Gösteride çocukluğunuza kadar gidiyorsunuz. Babanızla, herkesle bütün yaşamla ilişkinizi sorguluyorsunuz. Bu oyun hayatınızda bir değişim yarattı mı?

Hayır, ben zaten öyleydim. 20 senedir bu konularla çok ilgiliyim ve bunları çevremle paylaşıyorum. Çünkü ben; “Bilenin bilmeyene, olanın olmayana borcu var” diyorum. Ve mutlaka paylaşmamız gerektiğine inanıyorum. Hayatta en değerli şeylerden biri sadelik. Sadeleşmek, basit bir hayat ve maddi manevi paylaşmak bize gerçekten huzur veren, içimize iyi gelen şeyler.

Oyunun içinde Yüzde 100 Düşünce Gücü, Düşünce Gücüyle Tedavi, Yaşama Sanatı, Dört Anlaşma ve Ustaca Sevmek isimli kitaplardan alıntılar yapıyorum.

“YILLARDIR BAHŞİŞ YERİNE KİTAP VERİYORUM” 

Spiritüel kitaplar sizi çok etkilemiş demek ki. O ruhsallık barındıran kitaplarla başka bir boyut kazanıyorsunuz. Başka oyunlarda başka kitaplar önerecek misiniz?

Tabii, neden olmasın. Bu arada ben yıllardır bahşiş vermiyorum, bahşiş yerine kitap veriyorum. Günaydın gazetesi haber yapmıştı bu konuyu. Benim arabada nöbetçi hediyelerim vardır, çocuklara ayrı, büyüklere ayrı kitaplar… Arkadaşlarıma giderken de börek, çörek almıyorum onun yerine kitap götürüyorum. Ustaca Sevmek ve Dört Anlaşma benim için nefes alan her canlının okuması gereken kitaplar. Belki beş bin tane hediye ettim, o kitaplarla insanların hayatı ve bakış açıları değişti, çocuklarına karşı davranışları değişti.

“SONSUZA KADAR OYNAYACAĞIM” 

Şu anda İstanbul’da oynuyorsunuz ama mutlaka bir Türkiye turnesi de düşünüyorsunuzdur değil mi?

Dünyada ve Türkiye’de olabilecek her yere gitmek istiyorum.

Amacınız kaç oyun oynamak?

Sonsuza kadar oynayacağım. Değiştiririm biraz ama oynamaya devam edeceğim. Çünkü insanların buna çok ihtiyacı var. Basında yazılanları gördün mü bilmiyorum, inanılmaz! Ama yıllardır bu böyle. Seminerler verdiğim için bu geri dönüşleri çok iyi biliyorum.

“YAŞAMA SANATI SEMİNERLERİ VERİYORUM” 

Yani yaşam koçluğu da yapıyorsunuz bir taraftan…

Yaşam koçluğu yapmıyorum, yaşama sanatı seminerleri veriyorum. Dokuz tane ayrı seminerim var. En son verdiğim seminerde Ford şirketi “Hayalgücü Bakanlığı Kurulsun” konulu semineri seçmişti. İki yerde seminer verdim onlara.

Ama bazen hayallerle yaşamak sarsıcı şeylere yol açabiliyor, öyle değil mi?

O hayallerle yaşamak dediğin sadece hayal kurup, bacağını uzatıp yatmak.

Yaşar Kemal’ de hep der ya; “Hayalinizin bittiği gün hayatınız da bitmiş demektir” diye…

Aynen öyle. Merakınız ve hayaliniz bittiğinde yaşamayın daha iyi, ot gibi yaşarsınız.

Oyunun kaçıncı sahnesi şu an?

Altı oyun oynadık, şimdi yedinci oyunu oynayacağız. Sizin seyrettiğiniz altıncı oyundu.

“SEYİRCİLERE GÖRE BU GÖSTERİ DEĞİL KOMİK TERAPİ SEANSI” 

Çok ilginç tepkiler de alıyorsunuzdur. En ilginç tepki neydi?

Yaşama sanatı seminerleri verdiğim için aşağı yukarı tepkileri biliyordum. İnsanların buna çok ihtiyacı var öyle böyle değil, en küçüğünden en büyüğüne… Çünkü bu geri dönüşleri öğrencilerimde de seminerlerde de çok aldım bugüne kadar. Fakat açık söylemem gerekirse gençlere ve çocuklara bu denli ulaşabileceğimi tahmin edemedim. İlk oyunda 17 yaşında bir genç kızımız bana 5 sayfa mektup yazdı. Bu oyunun hayatında neleri değiştirdiğini, negatif düşünce kalıplarından artık arındığını, gülmeye başladığını ve “eski ben”in gidip, yerine yeni bir ben geldiği gibi bir sürü şey yazmış.

İkinci oyuna, birinci oyuna gelen bütün arkadaşlarım 10 yaşından itibaren çocuklarını alıp geldi. 11 yaşında çocuğu olan hipnoterapist doktor arkadaşım, ben hemen paylaşıyorum, bütün aileler 10 yaşından itibaren çocuklarını alıp gelsin dedi. Ki ben 12 yaş diyordum.

Üçüncü oyuna Down Sendromu Derneği geldi. Orada çok çok ilginç şeyler oldu ama şimdi ayrıntıya girmeyeyim. Derneğin Başkanı hanımefendi bizden çok özel bir oyun istedi. O da bu konularla ilgileniyormuş. “Benim bu dünyada dostlarıma ve arkadaşlarıma vereceğim en büyük armağan bu oyun ve sizsiniz. Yalnız benim istediğim bir sahnede oynayabilir misiniz?” dedi. Ben de, “Teknik müsaade ederse biz her yerde oynarız” dedim. Böylece bundan önceki
oyunumuzu Vakko’nun salonunda oynadık. Meğer hanımefendi Vitali Hakko’nun yeğeniyle evliymiş. Feri ve Alberto Elhadef’e teşekkür ettik, orada sadece onun dostlarına oynadık. Yani, herkese bir şekilde dokundu efendim bu oyun.

Şimdi şöyle bir şey var; bütün seyircilerin yorumu şu; Bu oyun oyun değil, gösteri değil… Bu bir komik terapi seansı diyorlar.

Manolya filmini hatırlıyor musunuz? Filmde Tom Cruise da böyle bir gösteri yapar. Psikoterapi kitapları okuyarak tedavi olmayı daha çok öğreniyoruz ama bu tür oyunların da yaygınlaşması gerekir. Keşke bu konuda sizin benzerleriniz olsa…

Şimdi çok harika bir şey söyledin. Ben 15 yıldır Natürel Festivaline giderim. Orada konuşma da yapmıştım. Sabah yorganımı alır giderim, yani lafın gelişi… ama orada yat deseler yatacağım. Çok şey öğrendim, çok beslendim oradan. Üç senedir de Mutlu İnsan Festivali yapılıyor. Bu sene öğrendim, hemen gittim.

“BEN BİR YOL AÇIYORUM, HERKES BUNU YAPABİLİR” 

Nerede yapılıyor bu festivaller?

Natürel Festivali Askeri Müze’de, Mutlu İnsan Festivali Harbiye Kongre Merkezi’nde yapılıyor. Festivale gittiğimde bu oyun başlamıştı. Oradaki arkadaşlara aynen senin söylediğini söyledim. Bütün girdiğim seminerlerde de biraz bu konuda yetkin ve sahne sempatisi olan kişilere, “Arkadaşlar ben size yol açıyorum, ne olur gelin oyunumu seyredin ve siz de yapın. Çünkü tiyatrolarımız çok küçük, 50 kişilik, 70 kişilik, 100 kişilik tiyatrolar var. Önce orada yakın çevrenizle başlayın. Ben tanınıyorum tamam ama sizin yaptığınız şey de çok değerli. Siz de önce çevrenize anlatın, sonra o ona, o ona derken biz çoğalalım” diyorum.

“GÜLMEK YAN ETKİSİ OLMAYAN EN ÖNEMLİ İLAÇTIR” 

Siz esasında bu oyunda gülmenin ne kadar ciddi bir iş olduğunu anlatıyorsunuz.

Bir sürü şey anlatıyorum, bir tanesi de o.

Ama gülmek ciddi bir iş olmasa rahatlayamazsınız. Söylediğiniz gibi hayatınız değişiyor, onu tezlerinizle kanıtlıyorsunuz.

İnsanlardaki en önemli şey bağışıklığın kuvvetli olmasıdır. Bütün hastalıklar bağışıklığımız zayıf olduğunda ortaya çıkıyor. Gülmek bağışıklığımızı kuvvetlendiriyor, mutluluk hormonu salgılıyor. Düşünebiliyor musun, o kadar önemli…

Oyunda söylediğimi burada da söyleyeyim; Gülmek bağışıklığımızı kuvvetlendiren, mutluluk hormonu salgılayan, yan etkisi olmayan, her reçeteye yazılması gereken en önemli ilaçtır.

“ÖNCE KENDİNİ SEVECEKSİN” 

Bu tür oyunların riski de oluyor ama kapalı toplumların açılmasını sağlayan şey tiyatrodur. Sadece klasikler değil, bu konular da tiyatroda işlenmeli. Çünkü terapiste giden bir toplum değiliz. Birileriyle bir şeylerin paylaşılması gerekiyor, biz çok açız bu konuda…

Çok, çok açız. Biz komşumuza anlatırız, arkadaşımıza anlatırız. Rahatlıyorsun ama komşu ehil değil. Hiç değilse bu konularla ilgilenen ehil kişilerin dediklerine kulak verseler daha iyi. Ben yıllardır öğrencilerimde, seminer verdiğim kişilerde çok şey yaşıyorum. Hayatları değişen insanlar, çocuklarıyla ilişkileri değişen insanlar, sevgilileriyle, eşleriyle ilişkileri değişen insanlar…

Bütün her şeyin özü ne biliyor musun? Sadece kendini değiştirmek ya da kendini var etmek, her şeyin özü bu. Eğer gerçek sevgiyi yaşamak istiyorsan önce kendini seveceksin, kendine güveneceksin, kendine şefkat duyacaksın. Bunu yapmadığın sürece ne gerçek bir sevgi yaşayabilirsin, ne çocuğunu sağlıklı büyütebilirsin ne de ailenle, annenle, ülkenle ilişkilerin sağlıklı olur.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz