Haruki Murakami öykü kitabı Fırın Saldırısı ile karşımızda

Fırın Saldırısı, Haruki Murakami’nin öykü kitabı. 1985 yılında “The Second Bakery Attack” adıyla yayımlanan kitap Türkçe’ye
“Fırın Saldırısı” adıyla çevrildi. 

30 Eylül 2017 Cumartesi, 14:14

Haruki Murakami öykü kitabı Fırın Saldırısı ile karşımızda. Japon edebiyatının dünyadaki popüler temsilcilerinden Haruki Murakami bu kez bir öykü kitabı ile okurlara ulaştı. Haruki Murakami‘nin 1985 yılında yayınlanan kitabı “The Second Bakery Attack”, Fırın Saldırısı adıyla Türkçeye çevrildi. Kitap, Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

Kitabın içinde Kat Menschic’in çizimleri de yer alıyor. Haruki Murakami’nin “Uyku ve Tuhaf Kütüphane” adlı kitabında da Kat Menschic’in çizimleri yer almıştı.

Fırın Saldırısı, açlık ve suçun doğası üzerine tuhaf, gizemli ve yer yer komik bir suç öyküsü olarak edebiyat dünyamızda yerini aldı.

İki bölümden oluşan kitapta adı olmayan bir kahraman ve onun arkadaşı büyük bir açlık içindedir. Karınlarını doyurmak için büyük bir fırına saldırmaya karar verirler. Hazırlıkları arasında bıçaklarını da yanlarına almak vardır. Bıçaklarını alırlar ve yola çıkarlar. Fırına gider ve fırıncıya niyetlerini açık açık anlatırlar: “paraları yoktur ve ekmek çalmaya gelmişlerdir.”

Fırın sahibi onlara ekmek verecektir. Ancak bir şartı vardır. Kendisinin dinlediği Wagner albümünü birlikte dinlemeyi şart koşar. Albümü sonuna kadar dinlerlerse istedikleri kadar ekmek verecektir. Dinlerler, karınlarını doyururlar ve giderler.

​Aradan yıllar geçmiş kahramanımız evlenmiştir. İki haftalık evlidir. Gecenin bir yarısı karısıyla birlikte büyük bir açlık duyarak uyanırlar. Karısının hayatında yaşamadığı bir açlıktır bu. Ve evde bira ve soğan dışında yiyecek bir şey yoktur. Bu açlık kahramanımıza geçmişte arkadaşıyla yaşadığı açlığı ve fırın saldırısını hatırlatır. Karısına bu hikâyeyi anlatır. Karısı o saldırının tamamlanmamış olarak kalması sonucu bugün böyle anlaşılmaz bir açlık çektiklerini söyler. Yapılacak tek bir şey vardır: yeniden bir fırına saldırmak!

“Karnımız açtı. Hayır, açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk.

Nereden çıkmıştı bu açlık hissi? Elbette yiyeceğimizin olmamasından. Neden yiyeceğimiz yoktu? Çünkü yiyecek karşılığında verecek değerli bir şeyimiz yoktu. Neden değerli bir şeyimiz yoktu? Sanırım hayal gücümüzün eksikliğinden kaynaklanıyordu değerli bir şeyimizin olmaması. Hayır, değil, belki de karnımızın aç olmasının nedeni, doğrudan hayâl gücü eksikliğimizdi.

Tanrı, Marx ve John Lennon, hepsi ölmüştü. Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik. “Ben artık sapıtmak üzereyim” dedi arkadaşım. Durumumuzu azıcık sözcükle ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.

Editör: Serdar Tunatürk

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz