Nazım Hikmet’in son sevgilisinin kamerasında

13 Aralık 2014 Cumartesi, 16:27

Nazım Hikmet son sevgilisi Galina tarafından kamerayla sürgün günlerini geçirdiği zaman kaydedilmiş. Tarihi görüntüler şairin sürgün hayatını anlatıyor.  İşte bu kamerada Nazım Hikmet’in sürgündeki görüntüleri var.

Nazım Hikmet son sevgilisi Galina ile bir süre sürgünde birlikte yaşadı. Rus sevgilinin kamerasından görüntüler Can Dündar’ın hazırladığı belgeselde yer almıştı. Nâzım Hikmet’in Galina’yla sürgünde geçirdiği yıllara tanıklık etmek ve şairin renkli dünyasına hem kendisinin hem de sevdiklerinin gözünden bakma şansı yakalamak için izleyin:

Can Dündar’ın ölümünün ardından Galina için yazdığı yazı:

Beyaz gecelerin aydınlığında uçmuştuk Urallar’a…
Nâzım Hikmet Vakfı’nın Genel Sekreteri Kıymet Coşkun’la birlikte…
Votkinsk’te çok katlı sosyal konukları andıran bir apartmanın giriş katının zilini çaldık. Kapıyı, mavi gözlerine kadar inen beresiyle
82 yaşında, sevimli bir ihtiyar açtı.
Oydu:
Galina Gregoryevna Kolesnikova…
Kısaca “Galya”…
Nâzım’ın “Kanaryacık”ı… “Güllü hanım”ı… “Galuşka”sı…
Samimiyetle içeri buyur etti bizi…
Küçük, basık, bakımsız görünen bu ev, içinde insanların yaşadığı bir “Nâzım Hikmet Müzesi”ydi.
Şairin şiirlerini yazdığı masa, notları, kitapları, kütüphanesi, dünyanın dört bir yanından ona gönderilen hediyeler, oğlu Memet’in
çocukluk resmi… Hepsi salonda duruyordu.
Sanki Nâzım dün evden çıkıp gitmiş gibiydi.

“Nâzım” belgeseli için röportaja gitmiştik. Galina’nın boynunda Nâzım’ın hediyesi tahta oyma bir broş vardı. Ayağında yine Nâzım’ın hediyesi,
eskimiş ayakkabılar…
Aradan geçen 40 yıla rağmen hâlâ “Nâzım” derken buruşuk yüzü çiçekleniyordu.
1953’ten 1960’a kadar 7 yıl beraber olmuşlardı. Kendi deyimiyle “Nâzım’ın karısı”ydı.
Sadece karısı mı?
Doktoru, hemşiresi, sekreteri, tercümanı, mihmandarı, aşçısı, şoförü, daktilografı, muhasebecisi, kameramanı, hatta berberi, tellağı,
dert ortağı…
Şair’le ilk kalp krizinden sonra hastanede tanışmış, doktoru olarak yanına yerleşmiş, onu dört kez Azrail’in elinden almış, şiirlerini ilk o
dinlemiş, yedi yıl boyunca her yerde yanı başında olmuştu.
Peredelkino’daki kır evinde bulunan dört metrelik masanın bir ucunda Türkçe klavyeli daktiloda Nâzım yazar, bir uçtaki Rusça klavyeli daktiloda
Galya çevirirdi.
Seyahattelerse vapurda, trende, arabada Nâzım’ın aklına gelen bir mısraı portatif daktilosunda yazan yine oydu.
Fotoğraflarında sıkça görünen tayfa fanilasını o almıştı.
Nâzım’ın Memet’e gönderdiği oyuncak atı da…
Münevver’e yolladığı hediyeleri de…

Kimine göre KGB ajanıydı Galya; Nâzım’ı izlesin diye eve yerleştirilmişti. Kimine göre ise Nâzım’ın Moskova’daki en büyük şansıydı. O olmasa,
belki de çok önceden sekte-i kalpten giderdi Şair…
“16’dan 70’e kadar her yaştan kadının âşık olduğu adam”a o da tutulmuştu.
“Birbirimizi seviyorduk ama nikâhlanamıyorduk” diyordu “Nâzım’la 7 Yıl” adlı kitabında (Halkevleri, 2006.)
Peki “Hikmetoviç”i neden bir tek şiir dahi yazmamıştı ona?
Neden diğer sevdalılarına yolladığı mektuplar ateş dolu satırlarla doluyken ona “Canım, güllü hanım”, “Neşe kaynağım benim”den
fazlasına gitmemişti kalemi?
Galina, anılarında bunu Nâzım’ın evli oluşuyla açıklıyor:
“Bana adanmış şiirler yazmamasını ben rica ettim, o da bu ricamı yerine getirdi. Şiirler yayınlanırsa Münevver’i yaralardı” diyor.
Nâzım’ı, Münevver’in hatırası, fikri, fotoğrafları, mektuplarıyla paylaşmak zorunda kalmış.
O yüzden, Nâzım’ın kafasında Münevver’le kendisinin tek bir kişi halinde birleştiklerini düşünüyordu.
Nâzım’ın ona, “Canım, kızım, biricik anam, Adil Giray’ım, yoldaşım, bacım, Memetim, Münevverim, Galyam” diye hitap etmesi boşuna değil…
Bu güler yüzlü Rus kızını bütün sevdikleriyle özdeşleştiriyordu belki…
Nitekim vasiyetnamesini de ona emanet edecek ve kendisi göçüp gidince, mirasının yüzde 70’ini Münevver ve Memet’e bıraktığını belirten vasiyetnamesini,
tabutun başında Münevver’e (bütün mektuplarıyla birlikte) vermek yine Galina’ya düşecekti.

7 yılın sonunda Nâzım, bir gün her şeyini bırakarak Vera’ya kaçıvermişti.
Mart 1960’ta şu “son mektup”u yollamıştı:
“Galya merhaba…
Bugün gidiyorum. Sağlığım fena sayılmaz. Tek sorunum iyi uyuyamamak. Çalışıyorum. Şiir yazdım. Münevver’e para gönderdiğin için
teşekkür ederim.
Ben, senin sadık bir dostunum. Sen de benim kızımsın. Öpüyorum. Annene, Anka’ya selam söyle. Güzel süveter için teşekkür ederim.
Nâzım Hikmet”.

“Benimle kalsa daha uzun yaşardı” demişti o görüşmemizde Galina, acısını zamana sarmalamış kadınlara özgü bir olgunlukla; sonra da
büyük samimiyetle eklemişti:
“…ama o güzelim u351 ºiirleri yazamazdı. Çünkü o şiirleri ona aşk yazdırıyordu.”
Türkiye seferber olup yaşayan bir “Nâzım müzesi” olan evini devralmalıydı; Nâzım’ın onda kalan eşyalarını, arabasını, kütüphanesini,
fotoğraflarını almalıydı. Olmadı. Tüm uyarılarımıza rağmen, ne Kültür Bakanlığı ne Rusya’yla ilişkisi olanlar ilgilendi.
Sonunda Galya, yoksulluktan o eşyaların bir kısmını sattı; kendisinde kalan hatıralarla birlikte bu hafta hayata veda etti.
Nâzım’a oralarda iyi baktığı ve ömrünü uzattığı için tüm Nâzımseverler adına ona teşekkür borçluyuz.

Yorum

  1. Pingback: Nazım Hikmet’in Sevgilisi Öldü - 7 / 24 KÜLTÜR SANAT

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz