Hafifletilmiş Bir Tutunamayan Şükran Kozalı’nın yalnızlık romanı

Sayım Çınar
Kitap dünyasının nabzını tutuyor. Yazar ajanı. Edebiyatımıza yeni yazarlar kazandırıyor. Aynı zamanda tam bir gezgin. Dünyayı gezmeyi, yeni kültürler tanımayı seviyor. Sinema, film festivallerinin vazgeçilmez isimlerinden. İletişim: sayimcinar@gmail.com

Şükran Kozalı yeni romanı Hafifletilmiş Bir Tutunamayan’ı, hemen akıllara gelen Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ile bağlantılı mı? Aralarındaki iz, yol ne? Şükran Kozalı ile ilgi çekici bir söyleşi yaptık.

Hafifletilmiş Bir Tutunamayan Şükran Kozalı’nın ‘yalnızlık romanı’ olarak raflarda yerini aldı. “Romanımı yazdıktan sonra kendimi çok yalnız hissettim” diyor Şükran Kozalı. 

Şükran Kozalı, yeni romanında Türk edebiyatının ölümsüz klasiği Tutunamayanlar’dan ilham alarak odalarda sıkışmış, nefes alamayan kadınlar gerçeğine okurunu tanıklık ettiriyor. Yeni romanı Hafifletilmiş Bir Tutunamayan okurlarla buluşmaya başladı. Biz de Şükran Kozalı ile romanı hakkında söyleşi yaptık.

‘Hafifletilmiş Bir Tutunamayan’ romanı ile ilgili Şükran Kozalı ile Sayım Çınar söyleşi yaptı.

Sayım Çınar – Hafifletilmiş Bir Tutunamayan adlı romanınız, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanın peşine takılmış gitmiş yeni bir roman değil mi? Siz kendi romanınızı nereye oturtuyorsunuz? Kitabı bitirdikten sonra kendinizi bir süre yalnız hissettiniz mi?

Hafifletilmiş Bir Tutunamayan, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanına hafifçe dokunup geçmiştir. Sizin söyleminizle peşine taktığım kahramanlarım, metnin içindeki kaygan zeminde erotik süsleme ve fantezilerle görüntüler vermeye çalışıyor. Modernist metinler kimi zaman birbirine kenetlenir, kiminde de dokunarak yeni motifler yaratmaya çalışır. Bu büyük zenginlik insanların toplum içinde kendilerini yalnız hissetmelerine yol açar. Yani sanatın yarattığı duygu ve bilinç bütünlüğü toplumla çelişir. Romanımı yazdıktan sonra kendimi çok yalnız hissettim. Bu doğru. Duygularımın yarattığı moleküllerin bir kısmı keyifle yalnızlığını ilan ederken bazıları isyanda. Kısmi miktardakiler de erotizmin özgürlüğünün daniskasını yakaladılar.

Bu romanı bitiren Tutunamayanlar’ı tekrar okur

Sayım Çınar – Bu romanı okuyanlar tekrar Tutunamayanlar’ı okumak isteyeceklerdir. İnsanlar kendileriyle yeterince hesaplaşıyorlar mı?

Bu romanın sayfalarını bitirerek kapatan okurlarımdan bazıları Tutunamayanlar’ı yeniden okudular. Bu benim için bir kazanım. Türk romanında eşsiz farklılığının izlerinden yürümek çok hoş. Bu tür zengin bir katmandan oluşan metinler her okunuşta yeniden üretilir. Yediverenlerin yok olduğu soysuz çağda bir gülden çok çok tomurcuk üretmek fena mı? İnsanların çoğu kendileriyle hesaplaşma diye bir şeyle tanışmamışlar! Sanatın yol göstericiliği tam da bu noktada başlar. Ömrü boyunca  kendine özel hesap defteri tutan kaç kişiyiz?

Sayım Çınar – Siz bu kitabı daha çok varoluş bunalımı yaşayan bir kadın üzerinden yazmışsınız. Kitabın temasında hem kadınların hem de erkeklerin özgürlüklerini tartışmaya açmışsınız. Özgür ruhlu birisi denildiğinde aklınıza nasıl bir tanım geliyor?

Kadın varoluşun temelinde olduğu halde yok sayılmaktadır. İnsanlık tarihi neredeyse  bunun üzerine kurulmuştur. Toplumun saati kadındır. Mitoloji kadınların zenginleştirdiği anaerkil efsane/hikâyelerle doludur. Ama erkek güçlü ve duygusal zekâsı dar olduğundan kendini kadını biçen fırtına olarak görür. Romandaki kadınlar da ben deneylemeleri yaparak az da olsa özgür yaşamanın tadına bakıyorum.

Şükran Kozalı ‘Hafifletilmiş Bir Tutunamayan’ adlı yeni romanı ile okurlarla buluşuyor.

Kendi özüne ulaşmak isteyen Selin

Sayım Çınar – Selin, hayata yeniden ve başka türlü karışmaya hazırdır. Siyasetçi kocası Boran’la olan ilişkisini sorguluyor. Evlilik insanın kendisini cezalandırması mıdır?  

Romanda öyle görünüyor. Bir kadın, bir türlü kendi özüne ulaşamamanın sancılarını yaşıyor. Çıkış yolu yeni bir hayata başlamak. Peki bu günün koşullarında nasıl yapılabilir? Hayal kurarak,  Tutunamayanlar’ın metin yapısındaki özgürlüğüne dokunarak, olmayan kişilerle konuşarak ve en tehlikelisi de genç bir sevgilide aşkı arayarak…

Sayım Çınar – Bir kadının yalnızlığını besleyen şey sadece kocası, sevgilisi olamaz tezini fazlasıyla savunuyorsunuz. Yalnızlık, gittiğiniz yolla paralellik gösteriyor olmalı.

Roman metninin içinde yalnızlığı için her şeyi deneyen çift isimli ve karakterli Selin-Yare gerçek hayat kesitlerinden alınmış belki de biraz eklektik bir karakter. Ama fizikte bilinen bir şey var ki her parça bütünün özelliklerini taşır. Paralel doğrular da yerküre üzerine çizilirse bir noktada mutlaka kesişirler. Ayrıca yalnızlık, özgürlüğün bir figürü. Sualtı dünyasında keşfedilmeyi bekleyen bir canlıyla eşdeğer titreşimde olabilir. Şükür ki faydalı ihtimallerle dolu bir evrendeyiz.

Sayım Çınar – “Sevginin, aşkın tadına yeniden bakmalı, ahlak sorununu Selin’e bırakmalıydım. İnsan olarak çok eksiğim vardı. Her şey yarım bırakılmıştı hayatımda; çocukluk, ergenlik, gençlik, evlilik, annelik… Ama ben bütün bu olanları hayra yorulan bir rüya gibi gördüm.” Hayallerle yaşamak sarsıcı duygulara yol açmıyor mu? Sizce de hayal kurmak bilgiden daha mı önemli?

Hayalsiz ömürdür sarsıcı olan. Hayal gücünü doğru yönlendirebilen sanatçılar, bilim insanları zihninde anlık görüntüler yaratabilir. Her bilginin yandaşı hayaldir. İkisi birbirini var ya da yok ederler. Bu da bence bir matematik oyunu gibi duruyor. Ne kadar cazip değil mi? Tıpkı erotizm gibi.

Oğuz Atay’ın yolundan yürüdüm

Sayım Çınar – Kitaptaki karakterleri oluştururken nasıl bir yol izlediniz? Boran karakteri biraz tanıdık gibi geldi. Diğer karakterlerden en çok sizi hangisi etkiledi?

Oğuz Atay’ın yolundan yürüdüm. Büyük aşkı Sevin Seydi’yi örnek aldım. Bir parça da kendimi… Boran karakteri metnin içindeki itici güç. Beni en çok etkileyen de Kerem ile Yare.

Sayım Çınar – Kitaptaki sevişme dersleri bölümü dikkat çeken bir bölüm. Evlilik dışı yaşanan aşklar gittikçe çoğalıyor, değil mi?

Sevişme Dersleri bölümü romanın manyetik alanı ve belki de manganez esintileri var orada. Toplumun en tehlikeli damarı, yasaklar ormanı orası. Yasak iştahı kabartmakla kalmaz, tadına da baktırır. Dikkat ettiniz mi? Her cümlesi üç noktalıdır… Okurlarımın sevişme duygularını yaşamaları için ara verdim…

Şükran Kozalı, ahlakçılığın faşizme eşdeğer bir dayatma olduğunu söylüyor.

Ahlakçılık faşizme eşdeğer bir dayatmadır

Sayım Çınar – Bir de fazla ahlakçı gözükenler daha sorunlu karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Ruh arayanlar da aslında hiç yoktur bana göre. Size göre nasıl bu durum?

Ahlakçılık faşizme eşdeğer bir dayatmadır. Sorunu onlar yaratır, kurallarını saptar, topluma diretir ve kendisi asla uymaz. Ruhun ne olduğunu romanımın bir sayfasında öyle güzel tanımlamışım ki ama hiç hatırlamadım. Bir okurum hatırlattı. Beni sınırları içine almasın diye ezberime almam.

Sayım Çınar – Siz daha önce Eğreti Gelinler adlı kitabı yazmıştınız. Sonra rahmetli Atıf Yılmaz bu kitaptan yola çıkarak filmini de çekmişti. Yeni projelerinizden bahseder misin?

Elbette yeni projelerim var. Bir sanatçı yeni üretime başlamak için yeni bilgiler, ilişkiler kurup yaratım evrenini genişletir. Orada aşk, cinsellik erotik boyutlarıyla yasak alanlara yapılan derin dalmalar esere sanatsal nitelik kazandırır.

Şimdi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını hiç yazılmadık biçimde destanlaştırdım. Adı Derin Mavi Destan.

Diğer projem de beynimde ve gönlümde yerini aldı. Özgür ve sınırlar ötesi bir alanda geçecek kurgularım. Genç Bilim insanı Peter Salvatore’nin Sualtı Dünyam adlı dalış makalelerini ipekböceğinin hayatıyla bir şekilde buluşturdum. Adı ‘Aşkın ve İpeğin Suya Dalışı’. Belki şimdiye kadar ürettiğim en çok ilgi çekecek olan bir roman kurgusunu su altına indirdim. Sevgili Peter sanatçılara farklı renklerde özel bilgiler sunarak bizi zenginleştiriyor ve üretmeye zorluyor. Aynı zamanda çevre bilincimizin artmasına yardımcı oluyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.