“9.75 Santimetrekare” den Türkiye Penceresi

Yavuz Rençberler
724kultursanat.com ‘un kurucusu. Gazeteci, televizyon programcısı, iletişim danışmanı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV mezunu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ödülü sahibi. Mesleğinin verdiği refleks ve pratiklikle kültür sanat alanında olanları değerlendirmeye paylaşmaya çalışıyor. İçinde insan olmayan kitaba, içinde kitap olmayan insana inanmıyor. İnsanın yazılmamış sayfalarının yazılanlardan daha çok olduğuna inanıyor. İletişim: yavuz@724kultursanat.com

“Dünyanın tüm yaralarını iyileştirebilecek bir kitap yazabilseydim” cümlesini okuduğumda romanın bitmesine 2 sayfa kalmıştı. Benim 1991 yılında bir arkadaşıma “Öyle bir kitap yazmalıyım ki insanlık güzelleşmeli” cümleme atıfta bulunur gibi… Tam 23 yıl sonra beni geçmişe götüren bu cümleyi Mehmet Eroğlu’nun 9,75 Santimetrekare adlı son romanında okuyorum…

Romanın bitimine 2 sayfa kala rastladığım bu cümleyi tekrar tekrar hafızamda döndürürken, ömrümün ne kadar kaldığını merak ediyorum. Ve hala o kitabı yazamadığımı…

Bir melodiyi okumak gibi

Bir melodiyi ‘okumak’ gibi Mehmet Eroğlu’nun bu romanı. Yüzündeki yara doktorların ölçümüne göre 9.75 santimetrekare olan Ahmet’in hafızasında yok olan 10 dakika… Peşine düştüğü 10 dakikanın ne olduğunu merak ediyoruz.

Beyninde ur olan Ahmet’in hayatındaki son 10-15 gününde, düz bir zaman dizimi içinde bakarsak, şahitlik ediyoruz. Ancak geçmişe dönerek hayatının başlangıcından toplamda 42 senesine yolculuğa çıkarıyor bizi yazar.

İç içe geçmiş zamanlar ve iki roman var 9.75 Santimetrekare’de. Asıl roman elbette Ahmet’in, birinci tekil şahıs olarak anlattıkları. Ama ikinci roman Zinar’ın yani Kaya’nın hayatı.

Mehmet Eroğlu, asıl kahraman Ahmet ile Zinar’ı aslında bir örgü olarak iç içe geçiriyor. Ahmet’te Zinar’ı bazen da Zinar’da Ahmet’i görüyoruz. İnsanın derin ruh halinin aynaya yansıması gibi bir örgü kuruyor yazar romanında…mehmet_eroglu_9.75_santimetrekare_kapak_2

Ölmeden önce roman yazmak

Ahmet, hayatının romanını yazıyor. Ölümüne 10-15 gün var. Geçmişle hesaplaşmalar derin bir Türkiye tarihine de bakışı içeriyor. Türkiye’nin Kürt sorunu aslında romanın merkezinde yer alıyor. Ahmet, romanında Kürt çocuğu Zinar’ın daha doğrusu Kürtçe isim koymak yasak olduğu için Kaya’nın hayatını anlatmaya çalışıyor: “Ba-bam tö-rö-rist be-nim. Ba-bam öldö-recek seni…” sesleriyle başlıyor roman, bir çocuğun sokakta tekerleme gibi söylediği…

1997-98 de asteğmen olarak askerlik yaptığı Gabar Dağları’ndaki günlerine sık sık geri dönerek hafızasında bulmaya çalıştığı ama bir türlü anımsayamadığı o 10 dakikada ne var? Ölmeden önce bulmak istediği, hatırlamak istediği 10 dakikayı pskiyatr yatağında çözmeye çalışır.

Kah yazdığı romana Zinar’ın hayatına döner, kah Zinar’ın hayatında kendi hayatını bulur Ahmet… (Bu arada asıl kahraman Ahmet ve yazdığı Zinar’ın Türkçe adı Kaya bana Ahmet Kaya’yı anımsatıyor. Sakallı yüzü… Romanda Ahmet de sakallı ama o türkü söylemiyor)

Dedim ya romanın merkezinde Kürt sorunu var. Mehmet Eroğlu yaşadığı yılların sorgulamasını yapan yazarlardan. Derin bir insani felsefe ile günü yorumlayarak okura ufuk açmaya ve okurun kendisini sorgulamasına da yol açıyor.

Ahmet, kendini sorgularken aslında Mehmet Eroğlu, okurun Türkiye’deki Kürt sorununa bakışını da sorgulamasını sağlıyor.mehmet_eroglu-1

Gezi olayları romanda

Yakın tarih hem de çok yakındaki Gezi Olayları da romanın zemininde fon olarak duruyor. Ahmet, Cihangir’de hayatını sürdürüyor. Yüzündeki derin yarayı bıraktığı sakalıyla kapatmış. Tıpkı Cyrano gibi.. O ünlü romandaki Cyrano de Bergerac’daki o müthiş dilbaz ama yüzü bir o kadar da yakışıklılığa fersah fersah uzak Cyrano gibi…

Hayatın her türlü varlığını cüzdanında, mülkünde ve de bedeninde güzellik olarak taşıyan ‘yatak arkadaşı’ sosyetik kadın sık sık Cyrano’da yani Ahmet’tedir… Kadın tıpkı Roxane gibi Ahmet’tin tatlı sözler, cümleler dinlemeyi seviyor ve sevişmeleri…

mehmet_eroglu_9.75_santimetrekare_kapak_3

Mehmet Eroğlu, belki de Ahmet Kaya’nın unutulmaz bestelerine, şarkılarına gönderme yapıyor bize Ahmet üzerinden…

Yetimhanelerde büyüyen Ahmet’in yüzündeki o iz, 2 yaşında bir bebekken babasının kırık bir şişeyle annesine saldırması sırasında oluşuyor. Baba şişeyi anneye doğrultunca anne kendini korumak için kucağındaki bebeğini (Ahmet’i) kalkan yapar kendine. Ve bebeğin yüzünde derin bir kesik oluşur. Sonrasını romanda okursunuz…

O iz Ahmet’in hayattaki kader çizgisi gibidir belki de. Kürt çocuğu Zinar’ın romanını yazarken Ahmet, kendi çocukluğuna göndermeler yaparak iç dünyasında kendisini arar. Hayatının sorgulamasını yaparken, Kürt sorununu sonut bireyle üzerine indirgeyerek anlatmaya çalışır. Bir köy aramasındadır. Zinar’ın bulunduğu evdedir asteğmen Ahmet. Elinde G3 piyade tüfeği…

Cihangir’deki hayatına döneriz sık sık Ahmet’in. Türkiye’deki eşcinsel sorununa da parmak basar Mehmet Eroğlu. Aynı apartmanda henüz ameliyat olup ‘dönmemiş’ asıl kimliğine kavuşmamış Marilyn adıyla bilinen eşcinseli romanın merkezindeki köşelerden birine oturtmuş Mehmet Eroğlu. Onların hayatını anlamamızı, sorular sormamızı istiyor yazar bizden.mehmet_eroglu_9.75_santimetrekare_1

Mehmet Eroğlu, bu romanında kahramanları üzerinden sık sık Schoenderffer adlı yazara atıfta bulunarak, onu da merak etmemizi sağlıyor. Kendi hayatından okura direkt aktarımda bulunuyor Eroğlu.

Ve Mehmet Eroğlu’nun hayatla ve roman yazımıyla ilgili derdini de son romanında kahramanının ağzından alıyoruz aslında. Eroğlu, felsefe ve insanın derin yolculuğuna yer vererek romanlarını yazıyor. Ancak hala yazamadığını düşündüğü o romanının varlığını Ahmet’e söyletiyor, sona 2 sayfa kala: “Dünyanın tüm yaralarını iyileştirebilecek bir kitap yazabilseydim”mehmet_eroglu_9.75_santimetrekare_3

Mehmet Eroğlu, romanı Aralık 2013-Haziran 2014 arasında yazmış. Yani daha dumanı üstünde… Ben hızla okudum. Size de okumanızı öneriyorum. Kim bilir yazar belki de dünyanın tüm yaralarını iyileştirebilecek bir kitap yazmanın eşiğindedir, kaçırmayın, derim.mehmet_eroglu_9.75_santimetrekare_2

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.