Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu gravür ile kelebek ve anka kuşunu canlandırıyor

Yavuz Rençberler
724kultursanat.com ‘un kurucusu. Gazeteci, televizyon programcısı, iletişim danışmanı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV mezunu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ödülü sahibi. Mesleğinin verdiği refleks ve pratiklikle kültür sanat alanında olanları değerlendirmeye paylaşmaya çalışıyor. İçinde insan olmayan kitaba, içinde kitap olmayan insana inanmıyor. İnsanın yazılmamış sayfalarının yazılanlardan daha çok olduğuna inanıyor. İletişim: yavuz@724kultursanat.com

Türkiye’nin önde gelen gravür sanatçılarından Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu, 30’uncu sergisiyle sanatseverlerle buluşuyor. Kalaycıoğlu ile sanat hayatına ve eserlerine dair derin bir sohbet gerçekleştirdim. Keyifle okumanızı dilerim.

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu gravür ile kelebek ve anka kuşunu canlandırıyor… Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu, resim sanatından Türkiye’nin dünya çapındaki sanatçısı Güngör İblikçi ile gravür sanatına geçiş yapmış; 30 sergiyle sanat dünyasında büyük alkış alan bir sanatçı.

35 yıldır sanatın içinde. 18 yıldır gravür sanatında muhteşem eserler üreterek sadece Türkiye’de değil yurt dışında da büyük alkış alıyor. Şu günlerde Durusu Park Ali H. Üstay evinde kelebek ağırlıkla temalarla ürettiği özgün baskı ve resim sergisi sanatseverleri ağırlıyor. Sergi 30 Kasım’a dek görülebilir.

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu ile yaklaşık dört yıl önce tanıştım. Türkiye’nin en önemli gravür sanatçısı Güngör İblikçi ile birlikte üretim yapıyordu. Halen de öyle, birlikteler. Güngör hoca biraz sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu hocasının daima yanı başında.

Dört yıl öncesinden şimdiye döndüğümüzde ise benim için heyecan verici ve keyifli bir buluşma oldu Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu ile. Tasavvuf eğitimi almış, tasavvufa gönlünü ve uzun yıllarını adamış bir sanatçı o. Dört yıl sonra görüştüğümüzde onunun enerjisindeki değişimi hissetmemek mümkün değildi.

Yavuz Rençberler, Güngör İblikçi ve Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu ile dört yıl önce atölyelerinde buluşmuştu.

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu’nun 30’ncu sergisi nedeniyle buluştuk sohbet ettik. İtalya, Fransa, Litvanya, Polonya, Mısır’da da sergiler açan ve oralarda da büyük beğeni alan sanatçı ilk sergisini açmışçasına heyecan doluydu. Atölyesinde buluştuk. Onun eserlerindeki grafik ve ustalık dolu temasların daha derin anlamını keşfetmek için aşağıdaki sözlerini, anlattıklarınızı okumanızı özellikle tavsiye ediyorum. Eserlerin nasıl ortayı çıktığını, hangi ruhsal süzgeçten geçerek ‘ete kemiğe büründüklerini’ anlamak için bir mini rehber olacak onun bu sözleri belki de…

Buyrunuz, kelebeklerin ve anka kuşuna ‘can veren’ sanatçının derinlik dolu anlatımına:

Yavuz Rençberler – Neden kelebek ve anka kuşu ile eserler ortaya koyuyorsunuz?

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Önce kelebeklerden başlayalım, nasıl bunu seçtiğime dair. Uzun senelerdir tasavvufla hem kendimi tanıma-bilme, varoluş amacımı anlama yolunda ilerlemeye çalışıyorum. Çok derin çalışmalar yaptığım bir dönemdi, 2010 yılıydı. Orada gene böyle çok ağır bir çalışmadan geçerken, adeta ‘ölmeden önce ölünüz’ ayetini yaşar gibi bir çalışmaydı…

Gözlerim kapalıyken yaklaşık beş altı saat sürdü; ve o çalışma sırasında gözümün önünde adeta ekran açıldı; ve asılmış resimler üzerinde kelebekleri gördüm. Bunu niçin gördüğümü düşündüğümde ‘vardır bir hikmeti’ dedim. Ve dedim ki kelebekleri çalışacağım.

Çalıştıkça içine girdim ve içine girdikçe manasını yaşamaya, anlamaya başladığımı sanıyorum. Mutlu oluyorum yaparken çalışırken.. zorlayıcı hayat şartlarında ve kendimi her zaman arındırmaya kabuklarımdan kurtulmaya kendimi adamış bir kişi olarak, kelebekleri çalışırken dönüştürmeye de çalışıyorum kendimi kelebeğin metamorfozu ile.

Çok zorlu bir süreç elbette. Yaşam içinde zorlayıcı oluyor. Kendimde neyi dönüştürebilirim diye, kendime baktığımda o yaşam içinde bunu farkederek beğenmediğim huylarımı törpülemeye çalışıyorum ve kendimi daha iyi tanımaya çalışıyorum.

Kelebek, su elementini temsil ediyor. Su her hale geçiyor. Sıvı, katı, gaz… Yani kaptan kaba aktarılıyor. Biz insan oğlu da böyleyiz. Eğer varlığımızı en iyi şekilde en mükemmel hale tekamüle meyl ettiysek, nerede bulunursak bulunalım her kabın şekline girmek gerekiyor. Bunu anlamaya çalıştım.

Kelebekler iki kanatlı varlıklar, uçabiliyor. Tek kanatla uçamaz. Bu iki kanat nedir? Eril ile dişilin, siyahla beyazın yani yin ile yangın. İki karşıtın bütünlüğünü taşıyor kelebeğin iki kanadı benim için. Onu bütünlediğimiz zaman kendi içimizde rahat akabiliyoruz hayatın içinde. Belki varoluşumuzun amacını ortaya çıkarabiliyoruz.

Kelebeklerin benim için coşkunun halden hale geçmenin varoluşunu amacında ilerlemenin… tırtılken o konfor alanından kendi konfor alanından çıkıp, kendini var etme süreci. bu dünyada ber varım hayat amacında ben varım demenin süreci anlamı.

Kelebeği kendi ruhsal alanımda, kendi hayatımda görüyorum. Çünkü içine girmeden hissetmeden yapamam. İllaki içine girmem lazım, öylesine lalettayin yapmak istemiyorum. Her bir kelebek benim için ayrı bir anlam taşıyor. O yaşadığım süreçte renkleriyle simgeleriyle en ufacık bir doku farkıyla hepsi beni anlatıyor.

Yavuz Rençberler – 2010 yılından itibaren, kelebeklerle ilk çıktığınız yolda ilk temasta şimdi geldiğiniz noktada kendinizi ruhsal yapınızı ve sanattaki durumunuzu bir tırtıl olarak mı yoksa kelebek olup uçabiliyor musunuz? 

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Valla zaman zaman tırtılım zaman zaman uçabiliyorum. Sonuçta dünyadayız ve ayak basıyoruz dünyaya. Çok aşamaları geçip… kendi yaşamınızda dünyanın yuvarlaklığını görüyorsunuz. Yükseliyor yükseliyor bu yuvarlaklar birbirinin içinden geçerek ve büyüyerek.

Yavuz Rençberler – Ancak bu düşüp kalkmak gibi belki. Nesimi’nin değdi gibi ‘kah çıkarım gökyüzüne, seyreylerim ben alemi / Kah inerim yer yüzüne alem seyreyler beni …

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Aynen öyle.

Yavuz Rençberler – Tabii kelebekleri üretirken, ürettiklerinden etkileniyor sanatçı mutlaka. Derdiniz neydi, ilginç bir şekilde kelebekle tanıştınız. Ama bir derdiniz vardı ki karşınıza çıkan kelebeğin farkına vardınız. Derdiniz neydi?

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Çok güzel ve zor bir soru… En büyük derdim kendimi tanımamak. Kendimizi tanıdığımızı sanıyoruz ama kendimizi tanımamak bilmemek. İşte ilk çağdan itibaren Yunan tapınağında ‘kendini bil’ yazar. Kendini bilmek beni hep etkilemiştir. Kendini bilen Rabbini bilir. Rabbini bilen kendini bilir. Tasavvufla ilgilendiğim için bunları düşünüyorum. Sordukça anlıyorum. Kendime soruyorum ve kendimden kendime geliyor cevap.

Yavuz Rençberler – Tasavvufla ilginiz neydi? Nasıl başladı?

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Annemi kaybettiğimde çok gençtim. 20 yaşındaydım. Kızımı dünyaya henüz getirmiştim. Zor süreçler geçirdim ve o zaman başladı kendimi tanıma isteğim. Hayatı anlama, neden dünyadayız, yaşam nedir, bizden istenilen nedir. Dünyadaysak eğer, şu an ne yapmamız lazım diye sorarak… Karşıma çok doğru insanlar çıktı maneviyat yolunda, tasavvuf yolunda. 35 seneyi aştı bu süreç ve öğrenme yolundayım hep.

Kolay değil insanın bu yolda ilerlemesi, anlaması. Çünkü çok tuzakları olan, kolay bir yol değil. Genellikle kendimizi kandırıp, işimize gelmeyen tarafları görmediğimiz; tuzaklar. Sanırım koç burcunun cahil cesareti her şeyi aralama, içine dalma ve merak.(Not: Yeşim Hanım koç burcu insanı) 

Yavuz Rençberler – Toslamaktan korkmaz koç burcu. Acır ama tekrar toslar… (Ben de koç burcu olduğum için biliyorum)

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Ama o boynuzlar hep içine kıvrıktır. Ne yaparsa içine kendine yapar. 

Yavuz Rençberler – Tasavvufla olan ilginizle kelebekleri keşfettiniz o halde. Peki anka kuşu nasıl geldi, ona nasıl geçiş yaptınız? 

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Gene kelebekleri çalıştığım bir dönem, bir spiritüel hocam ‘kelebekler, tamam güzel’ dedi ‘ama sen bir de anka kuşunu çalış’ dedi. Ben 35 senedir sanatın içinde 18 senedir gravür içindeyim. Kelebekle tanıştığımda gravürün içindeydim. Zaten gravürün kendisi bambaşka, resim üstü bir sanat. Bir kere tersten çalışıyorsunuz düzden değil. Enteresan kısmı orada. Onu pres makinasına koyduğunuzda, kağıdı koyduğunuzda ters yüze dönüyor. İşin en anlamlı kısmı bu. Bunu, tersten çalıştığınızı üst boyuttan baktığınızda çok anlamlı. Her şeyi tersinden düşünüyorsunuz ve içsel dünyanızda da farkılıkları derinlemesine anlıyorsunuz. İçten dışa doğru başka bir bakış açısı oluşturuyor.

Çok aşamalı bir çalışma gravür. Asit çalışması pres çalışması, boyanın kıvamı, fazla temizleme silme… Hepsi bunlar birbiriyle o kadar bağlantılı ki birinin dengesi bozulduğunda hepsini bozuyor. Sonuçta o denge… kendi içinizdeki denge ile dışınızdaki denge bir olmalı.

Güngör İblikçi ile Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu atölyede… (Tarih: 2018)

Yavuz Rençberler – Yani hayal ettiğiniz ile o aşamaların çok doğru ilerlemesi gerekiyor ki ona ulaşasınız… çok stresli olmalı.

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Evet. İlk zamanlar yapamıyordum çok zorlandım. Sonra sonra… Güngör hocam çok iyi bir örnek. Çünkü o ne istediyse, onu karşısında kağıtta buluyor. Çünkü o bir usta. 70 senesini buna vermiş bir usta. Görmek istediğini aynen buluyor. Bunu yapabilmek çok kolay değil. İnanılmaz derecede sükûnet, sakinlik ustalaşma… ve bu aşamaları bilinçli şekilde bilmeyi de gerektiriyor. Lalettayin hiç bir şey yok burada.

Yavuz Rençberler – Siz bütün gravür eğitimini Güngör hocanın yanında aldınız. 

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Evet hocayla belki 5 üniversite bitirdiğimi hissediyorum.

Yavuz Rençberler – Anka kuşuna geçişinizi anlatıyordunuz… 

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Evet, spiritüel hocam öyle deyince; tabii ben o sıralar kelebekler ilgili çalışıyordum. Ve daha kendimi kelebekleri bitirmekle ilgili bir duyguda hissetmemiştim. Yaptığımın dibine kadar inmeye çalışırım, anlamak isterim. Niçin o ekranda o kelebekleri gördüm, anlamak isterim. Bırak git, demem.

Yavuz Rençberler – Orhan Pamuk’un bir romanında vardı ‘neden bunu düşündüğünü düşünüyordu’… 

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Evet aynen öyle.

Yavuz Rençberler – Sizinle dört sene önce tanıştık ve o süreden sonra ilk kez görüştük. O günden bugüne çok değişim yaşadığınızı görüyorum. Kapıdan girer girmez o değişimi hissettim, enerji farklıydı.

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Evet, aynen öyle hissediyorum. İki günü bir olan bizden değildir, derler tasavvufta. Tasavvufta da öyledir, değişim olmazsa olmazdır hayatımızda. Bir günümüz diğerine eşit olmamalı. Ben hâlâ sizin dört sene önce gördüğünüz Yeşim iseydim vay halime…

Anka kuşu… sonra kelebekleri çalıştım çalıştım… Her bir kelebeği çalışırken hayatıma başka anlam kattım, başka aşamalardan geçtim, anlamaya çalıştım belki anladım ya da anlamadım… 2013’te ‘Metamorfoz’ adlı bir kelebekler sergim oldu, Beylerbeyi Sarayı’nda. Harika bir sergiydi. Sarayı gezmeye gelen herkes benim sergimin önünden geçiyordu. Binlerce insan… Bu benim için büyük bir şanstı. Hep şükrediyorum. 60’tan fazla eserim vardı ve hepsi satıldı. Bu benim için büyük bir mutluluktu.

Sonrasında işte gene kelebekleri çalıştım, başka yerlerde de sergim oldu, çalıştaylara katıldım. 2017 senesinde ‘7 Tepe Bienali’ne katılma hakkı kazandım. Bana bir kaç tane tema üzerinde çalışabileceğimi söylediler. Bu temalardan biri de kuş temasıdı. Kuş teması önüme gelince, hangi kuş olabilir, dedim. 2011 yılında bana ‘anka kuşunu çalış’ diyen hocamın o sözü aklıma geldi. O sözün zamanı şimdi geldi, dedim. Evet, dedim anka kuşunu çalışmam lazım.

Güngör Hacam da o sergide baykuşlarıyla yer aldı. Çok başarılı bir sergiydi. Anka kuşu da ateş elementini simgeliyor. Ateş olmadan yıkıcı yakıcı bir güç olmadan insan kendindeki o özellikleri zorlayıcı şartlar olmadıkça kendindeki özellikleri nitelikleri kolay kolay acığa çıkaramıyor. Zorlayıcı etkenler gerekiyor. Ateş elementi de ona yarıyor. Yıkıcı, yakıcı bizde aslında bizi fişekleyen bize güç veren bir etken. Koç burcunun elementi de ateştir, gezegeni marstır, savaştır. Kolay değil ama yapmak zorundayız; madem bu dünyaya koç burcu olarak geldik, bu özellikle geldik o zaman yapmak zorundayız, savaşmak, mücadele etmek zorundayız, asla pes etmek yok.

İşte o anka kuşu ile kendimi örtüştürdüğüm zamanda kolay olmadı. Tabii onları çalışmak. Çok kısaydı süre. Eylül gibi kabul edildim, martta sergim olacaktı ve o kadar kısa sürede sergiye hazırlanmak… Evet bir tane yada üç tane eserle de katılabilirdiniz sergiye. Ama anka kuşunu ve beni ifade edecek çok aşamalı eserler olmalıydı sergide.

Zaten tasavvufla uğraştığım için Feridüddin Attar’ın ‘Mantıku’t Tayr – Kuşların Diliyle’ adlı kitabını okumuştum. Bu kitap bir kere de bana başkası tarafından hediye edilmişti. Demek ki ikinci kere o kitap bana geldiyse orada bir işaret var demektir. Ben bu tür işaretlere dikkat ederim, anlam bulurum. O zaman ‘Mantıku’t Tayr’ı daha dikkatli okumaya, daha iyi anlamaya çalıştım.

Eserlerimi de onu okuyarak, nefs mertebelerini ifade ederek, anka kuşlarını da nefs mertebelerini anlayarak anlatarak üretmeye çalıştım. 7 nefs mertebesi artı 5 makamda anlatmaya çalıştım. Yedi artı beş oniki, insanın tamamlanma sayısı. Bu şekilde 12 sayısı hep tamamlanmadır. Saat dilimi 1 den 12 ye… 12 imam, 12 havari, 12 kavim, 12 astrolojik burç, 12 ay… hep 12 üzerine kurulmuş sistem. Dünyevi sistemimiz 12 üzerine kurulu.

Heykeli, anka kuşu heykelini yapmaya çalıştım. Tamam hepsini kendi ürettiğim, ürettiğim demeyeceğim de hiçten, hiçbir şey yokken o 5 artı 7’yi yaptım. Ama bir de dedim ki ‘öyle bir şey olmalı ki, yok olmuş ölmüş bir şeyi, kendinden kendini yaratmalı’. Anka kuşu da öyle, kendinden kendini yaratıyor. Hüthüt kuşunun hitabına uyarak Kaf Dağı’na, ‘beni ara, beni bul’ hitabına uyarak kendini var etmeye çalışan Kaf Dağı’nın arkasını arayan merakıyla öyle bir kuş.

O yüzden ‘ne yapabilirim’ diye düşünürken; bir süre önce sahil yolunda arabayla giderken, palmiye ağacının kesildiğini kenara atıldığını gördüm. Tabiatı seven biri olarak içim sızladı, onu topladım. Toplayabileceğim kadarını bagaja koydum ve atölyemin bir kenarına bıraktım. Günün birinde bunu kullanabilirim diye.

O sergiyi çalışırken dedim ki ‘bunu bir sanatçı canlandırabilir mi, o ölmüş yaprakları lifleri’. Dedim ki ‘evet, yapabilir’.

Kolları sıvadım. O dönem bana yardım eden Özden Esenler’den çok yardım aldım. Çok kısa sürede… hayalim geniş ve yapmak istediğim çok şey var. Bunları yetiştirmek için Allah’tan yardım istedim ve yardım da geldi tabii manevi ve insan olarak. Özden Esenler ile birlikte palmiye kabuklarını yapraklarını çeşitli aşamalardan geçirerek heykel haline getirdik.

Yani yok olmuş ölmüş bir haldeyken sanat insanın eliyle görünür hale getirdik. Belki o yüzlerce sene kalacak. En çok ilgi çeken eser de o oldu sergide. Değişim ve dönüşüm… benim için çok güzel bir süreçti bu aşamaları bu keyfi yaşamak. Böyle beğeni almak ilgi çekmek.

Arkeoloji Müzesi’ndeki bu sergiyi gezmeye gelenler, dostlarım, akrabalarım, arkadaşlarım… tanımadıklarım. Göz yaşları içinde gezenler oldu. Çok onurlandırıldım.

O kuşun adı Berceste idi. Oradaki görevli Seher hanım derdi ki ‘geceleri Berceste’nin ruhu geziyor buralarda sanki’. Gerçekten de çok anlamlı bir eserimdir.

Yavuz Rençberler – Ruh zaten yaratılmıştır ve onun taşınması için dünya üzerinde bir beden yaratılıyor. Ruhun görünür hale, yansır hale gelmesi bedenle oluyor. Anka kuşunun da bir ruhu vardı bir yerde. Anka kuşunun ruhu geldi ve kendine bir yer buldu sizin eserinizde. Siz buna bir vasıta oldunuz belki.

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Bunu yapan da nedir biliyor musunuz? Bunu yapan sadece ve sadece sevgi enerjisidir. o sevgiyi yükledikten sonra yaptıktan sonra o ruh onun içine giriyor.

Yavuz Rençberler – Ruh yerini buluyor.

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Evet aynen öyle. Sonra çok güzel bir örtüşme oldu. Arkeoloji Müzesi’ndeki sergi bittikten sonra Yunus Emre Enstitüsü’nün İtalya Roma’daki eski bir saraydaki sergisine katıldı eserlerim. Çok unutulmaz, keyifli oldu. Müteşekkirim bana bu fırsatı veren ve destekleyen herkese karşı. Rabbime şükürler olsun. Emeği geçen herkese bana yardımcı olan herkese.

Yavuz Rençberler – Şimdi hedefiniz ne?

Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu – Öyle bir hedefim yok, sadece bu sanatta benden istenileni ve Allah’ın verdiği bu elleri, ellerime verdiği bu yeteneği ve azmi… bu adanmışlığı… kendimde her daim bulabilmek ve kendimi ifade edebilmek hedefim. Allah’ın verdiği ölçüde kendimi adanmışlıkla bu yolda ilerlemek. Başka bir şekilde önüme ne gelir bundan sonra ne yaparım bilmiyorum. Üretmeye devam. İnsana dair ne varsa o yolda kendimi var etmeye ve o yolda çalışmayadır niyetim.

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.