Özlen Alpaslan ile Mahalle ve edebiyat serüveni söyleşisi

Yavuz Rençberler
724kultursanat.com ‘un kurucusu. Gazeteci, televizyon programcısı, iletişim danışmanı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV mezunu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ödülü sahibi. Mesleğinin verdiği refleks ve pratiklikle kültür sanat alanında olanları değerlendirmeye paylaşmaya çalışıyor. İçinde insan olmayan kitaba, içinde kitap olmayan insana inanmıyor. İnsanın yazılmamış sayfalarının yazılanlardan daha çok olduğuna inanıyor. İletişim: yavuz@724kultursanat.com

Özlen Alpaslan, edebiyat dünyasında iki romanıyla yer alan yeni yazarlardan. Toplumsal duyarlılığı olan Özlen Alpaslan eserlerinde yakın tarihte iz bırakan olayları da ele alarak romanlarını yazıyor. Özlen Alpaslan ile Yavuz Rençberler keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.

İlk romanı “Yarım” ile edebiyat dünyasına adım attı. Çok geçmeden ikinci romanı “Mahalle” ile karşımıza çıktı. Özlen Alpaslan, aktif çalışma hayatı içinde koşuştururken iki romanıyla edebiyat dünyasında dikkat çekmeyi başardı.

Özlen Alpaslan’ın yeni romanı “Mahalle”yi ve edebiyat serüvenini konuştuk:

Özlen Alpaslan ile Mahalle ve edebiyat serüveni söyleşisi

“Mahalle” Kuzguncuk’ta aklıma düştü

Yavuz Rençberler – Özlen Hanım nerede yaşıyorsunuz? Kuzguncuk’ta değilse romanınızda mekân olarak neden Kuzguncuk’u seçtiniz? İyi bildiğiniz bir semt mi Kuzguncuk?

Özlen Alpaslan – Son beş yıldır Sarıyer’de yaşıyorum. Kuzguncuk, bugün her şeye rağmen ısrarla mahalle kültürünün devam ettiği, çok özel bir yer benim için. Sahiliyle, dar sokaklarıyla, pencere önü çiçekleriyle, pencerelerin arkasından size el sallayan, gülümseyen ihtiyar sakinleriyle, kitabeviyle, fırınıyla, Meraklı Melahat çay ocağıyla, ağacın altındaki tokacı Fatoş ablasıyla, el yapımı çikolatacısıyla, cumbalı ahşap konaklarıyla, farklı inançların hoşgörüyle nefes alabildiği ibadethaneleriyle, komşuluk kültürüyle ve elbette bostanıyla İstanbul’da nefes aldığımı hissettiğim bir mahalle.

Bu romanın fikrinin ilk aklıma düştüğü günlerden birinde yine Kuzguncuk’taydım. Kuzguncuk esnafının güne başladığı, dükkanlarının önünü hortumlardan gelen suyla yıkadığı ve minik hasır taburelerini dükkanların önüne koyduğu, birbirlerine yeni demledikleri çaydan ikram ettiği, kafelerin masa ve sandalyelerini yeni yeni kaldırımlara çıkardığı, fırınlardan ekşi maya ekmek kokularının yavaş yavaş sokaklara salındığı saatler. İnsanı hayata aşık eden saatler.

Öyle sokak aralarında gezinip Kuzguncuklularla sohbet ederken romanda anlatmak istediğim mahallenin tam da bu mahalle olduğunu hissettim. Yazma sürecim boyunca da Kuzguncuk’u sık sık ziyaret ettim. “Mahalle”den önce çok sevdiğim bir yer olan Kuzguncuk, “Mahalle”nin okurlarla buluşmasının ardından bugünlerde benim için çok daha özel bir yere sahip.

Cesur gazeteci Aysel’in hikayesi

Yavuz Rençberler –  Bir gazeteci karakteri var romanda… Aysel. Neden bir erkek gazeteci değil de kadın gazeteci? Bu karakter üzerinden bir ‘güçlü kadın’ mesajı mı vermeyi amaçladınız?

Özlen Alpaslan – Bir kadının aklına ve yüreğine koyduğu her şeyi başarabileceğine inanıyorum. Bu anlamda kadınları hayatta daha cesur bulduğumu söyleyebilirim. Üzülerek söylemek isterim ki dünyada da ülkemizde de kadınların hayallerini gerçekleştirmek için erkeklere göre çok daha fazla çabalaması gerekiyor. Bir erkeğin başardıklarının yarısını başarabilmek için onların iki katından daha fazla çaba sarf ediyoruz.

Aysel çok cesur, yürekli ve vicdanlı bir kadın gazeteci. Kalemi özgür. Günümüzde basın özgürlüğünde dünya sıralamasında nerede olduğumuz malum. Aysel bütün baskılara rağmen asla kaleminin özgürlüğünden taviz vermeyen, vicdanını rahatsız eden her konunun üzerine cesurca giden, gerektiğinde ceketini alıp çıkmasını bilen, susmayan, susturulamayan, boyunu aşacak işlere girişmekten asla çekinmeyen, gazeteci gibi bir gazeteci. Her ülkede Aysel gibi birkaç gazeteci olsa bana göre dünya yerinden oynar.

İz bırakan tarihi olaylar da romanda

Yavuz Rençberler – Yakın tarihimizdeki kimi olaylara da yer veriyorsunuz Mahalle’de. Bunlar hangileri? Birkaçını kısaca anlatır mısınız? 

Özlen Alpaslan – Mahalle’de Madımak’tan 6-7 Eylül olaylarına, Soma’da atılan tekmeden Çorlu tren katliamına, ülkemizdeki adaletsizlerken kadın cinayetlerine, cezaevlerindeki ölüm oruçlarından Gezi Parkı’na, cemaat yurtlarında cinsel istismara uğrayan çocuklardan “giderlerse gitsinler” denilen doktorlara, inşaatlarda hayatını kaybeden işçilerden KHK ile görevlerinden edilen akademisyenlere yakın tarihimizin acılı bir dökümü var. Bütün bunlar ve daha fazlasının bugün memleketimizin halet-i ruhiyesini nasıl etkilediğinin hikayesini kaleme almak istedim.

Yaşadığı döneme tanıklık etmek

Yavuz Rençberler – İlk romanınızda da ‘yakın tarihteki olaylar’ var. Romanlarınızla okurları bazı yakın tarihi olaylara taşıyorsunuz. Bu olayları seçerken nelere dikkat ediyor? Vermek istediğiniz mesaj ne?

Özlen Alpaslan – Yakın tarihimizde yaşanan ve toplum vicdanını yaralayan elim olayları tarihe not etmek istiyorum. Çağdaş edebiyatla ilgilenen bir yazarın, yaşadığı döneme tanıklık etmek gibi bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Sanat, özellikle de edebiyat çağı, zamanı, toplumu ve insanı insana anlatmak için muhteşem bir yol. Yaşadığımız ve görmezden gelemeyeceğimiz olayların geleceğe not düşülmesini çok önemsiyorum. Bir toplumun belleği ancak bu şekilde gelecek nesillere aktarılabilir. Bana göre bu sadece bir tercih değil aynı zamanda bir gereklilik.

“Yarım”ı da “Mahalle”yi de yazma amacım buydu. Toplumsal hafızasızlığımızla ilgili bir derdim var. Bu topraklarda yakın geçmişte ve bugün yaşanan çok ciddi toplumsal travmalar var. Oysa toplumsal hafızamız o kadar zayıf ki. O kadar kritik şeyler yaşıyor ve hemen ardından unutuveriyoruz. Oysa bugün yaşadığımız bütün sıkıntıların, acıların, zorlukların nedeni o olayların üzerine gitmeyişimizden kaynaklanıyor.

Bize unutturulmaya çalışılan ne varsa onları unutturmamak için yaşamalıyız hepimiz. “Mahalle”nin henüz ilk cümlesini yazdığımda unutturulmaya çalışılanları unutturmamak için devam edeceğimi biliyordum. Biz, sorunlarımızla yüzleşmeyi bilmeyen bir toplumuz. Her şeyin üstünü kapatıp yola devam ediyoruz. Hiçbir şeyi unutmadan geçmişle yüzleşmeli ve yolumuza vicdanımızdaki yüklerimizi hafiflete hafiflete devam etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Toplumsal travmalar o kadar çok ki

Yavuz Rençberler – Mahalle romanını ne zaman kurguladınız, hayal ettiniz?

Özlen Alpaslan – “Mahalle”yi üç yıl önce hayal etmeye başladım. Yaşadığımız toplumsal travmalar o kadar çok ki… Nelere romanın kurgusunda yer vereceğimin notlarını almaya ve kurguya iki yıl kadar zaman ayırdım. Suyun altında iki yıl geçirdikten sonra yaklaşık bir yıl da suyun üzerinde kâğıda dökme süreci oldu. Bu üç yıllık süre boyunca toplumsal acılarımıza maalesef yenileri eklenmeye devam ettiği için dinamik bir yazma süreci olduğunu söyleyebilirim.

“Yarım”ı kırk yıl boyunca yüreğimde yazmışım

Yavuz Rençberler – Roman yazmakta cesur musunuz? Yoksa daha önce yazdınız ve arka arkaya tesadüfen mi basıldı iki roman?

Özlen Alpaslan – “Yarım” benim ilk romanım. Çok hızlı bir yazma sürecinde tamamladığım bir hikayeydi “Yarım”. Şimdi geriye dönüp bakınca fark ediyorum ki kırk yıl boyunca aslında “Yarım”ı yazmışım yüreğimde. “Yarım” için metin dosyamı yayınevleri ile paylaşma sürecinde “Mahalle”yi yazmaya başladım.

İlk romanınız için yayınevlerinden onay alma süreci doğal olarak uzun bir yolculuk. “Yarım” için yayınevlerinden dönüş beklediğim günlerde “Mahalle”nin kurgusuna başlamıştım. “Yarım” basıldıktan kısa bir süre sonra da “Mahalle”yi tamamladım ama “Mahalle”nin okurla buluşması çok daha hızlı oldu çünkü artık bana inanan, güvenen, arkamda duran ve yolumu açan bir yayınevi vardı yanımda. Hayatta tesadüften ziyade çalışmanın mucizelerine inanıyorum. Şans, çalışan insanlardan yanadır bana göre. Şansımı arttırmak için çalışmaya, yazmaya devam ediyorum.

Yarım kalan aşklara şükretmek 

Yavuz Rençberler – Yarım kalan aşk var Mahalle’de… Aşkla ilgili olarak hissettikleriniz nedir? Yaşama sürecinde olan bir aşk okura heyecan vermiyor mu? Yoksa siz geçmişte olası bir yarım kalan aşkın etkisini hissederek onu/onları romana konu mu ediyorsunuz?

Özlen Alpaslan – Benim için aşkın tanımı, hayatımın her döneminde farklı oldu. Lisede platonik bir aşktı en güzeli, yirmilerde kalbin dört nala koşuşu, otuzlarda kalp ağrısı, bugünlerde ise muhteşem bir uyum, yaşama minnet, iç huzuru, denge, sevgi, güven ve yaşamı kutlamak. İçtiğim kahveden, yetiştirdiğim çiçekten, bir bebeğin gülüşünden, bir ekmeğin ekşi maya kokusundan, bir güzel sohbetten yaşama minnet duymayı tattığım bir dönemindeyim hayatın.

Yarım kalan aşklardan büyüyüp güzelleştiğim, unutulmaz sandığım yaralardan çiçek açtığım yerdeyim. Bugün aşkla ilgili olarak hissettiğim şey, yarım kalan her şeye yarım kaldıkları için şükretmek. Geçmişte yarım kalan ne varsa bugün tam hissetmemin özü onlar. Yarım kalanlar bizi tam olana taşıyor. Romanlarımda yarım kalan aşklar da kim bilir belki tamamlanmak için vakitlerini bekliyorlardır?

Kendi hayatımdan izler yok

Yavuz Rençberler – Romanlarınızda kendi kişisel hayatınızdan kesitleri, yaşanmışlıkları kurguya katıyor musunuz? Yoksa tamamen bir hayal kurarak üstüne üstüne gittiği bir süreç sonucunda kurguladığınuz eserler mi bunlar?

Özlen Alpaslan – Romanlarımda kendi hayatımdan çok iz olduğunu söylemek doğru olmaz. Kurgu ağırlıklı yazıyorum ancak bana yazma motivasyonu veren şey toplumsal ve bireysel olarak yaşadığımız olaylar. Kendimin değil her birimizin yaşadığı, yaşayabileceği duyguları kaleme almayı seviyorum. Hepimiz bu dünyada biricik olsak da hissettiğimiz tüm duyguların evrensel olduğuna inanıyorum. Ne kadar çok okur sayfalarda gezinirken satır aralarında kendinden bir şey bulursa ben o kadar mutlu olurum.

Özlen Alpaslan neleri okumayı seviyor

Yavuz Rençberler –  İlk okuduğunuz roman hangisiydi ve son okuduğunuz? Okumayı sevdiği türler hangileri?

Özlen Alpaslan- Reşat Nuri Güntekin’den “Çalıkuşu”. Küçücük bir çocukken o kalın romanı defalarca okumuşluğum var. Çalıkuşu’na sarılarak uyuduğum çok gece oldu. Son okuduğum roman ise Dag Solstad’dan “Mahcubiyet ve Haysiyet.” Muazzam bir eser. Toplumcu gerçekçi edebiyat, benim en keyifle okuduğum alan.

Yavuz Rençberler – Romanlarınız ‘polisiye’ türe mi yakınlar? 

Özlen Alpaslan – Hem “Yarım” hem “Mahalle” toplumcu gerçekçi türde romanlar. Her iki romanımda da toplumsal yaraları aktarma, anlatma ve unutturmama üzerine bir derdim oldu.

Yavuz Rençberler – Okumayı sevdiğiniz yazarlar ve etkisinden kurtulamadığınız eserler?

Özlen Alpaslan – Sevgi Soysal ve Leyla Erbil’i okumayı çok seviyorum. Sevgi Soysal’ın “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti”, Leyla Erbil’in ise “Eski Sevgili” eserleri vazgeçilmezim. Feride Çiçekoğlu’nu anmadan geçmek istemem. “Uçurtmayı Vurmasınlar” her okuduğumda boğazımın düğümlendiği muhteşem bir eser.

Magda Szabo ile çok geç tanıştım ama tüm eserlerini hayranlıkla okudum. Etkisinden kurtulamadığım eserleri “Yavru Ceylan” ve “İza’nın Şarkısı”. Bir de yine yeni tanıştığım Agota Kristof var. Daha önce okumadığıma pişman oldum. Muazzam bir kalem. Yazdığı hiçbir eserin etkisinden kurtulamadım ama beni en çok etkileyen “Okumaz Yazmaz” oldu.

Yavuz Rençberler – Romanlarınızı nerede, ne zaman yazıyorsunuz? Aktif çalışma hayatı içinde olan bir yazarın yazım süreci nasıl işliyor?

Özlen Alpaslan – Romanlarımı genellikle evimde yazıyorum. Evi çok seven bir yapım var. Bir de evimde hissettiğim, çok sevdiğim, müdavimi olduğum kafeler var. Cihangir’deki Cuppa kafe benim ikinci adresim yazmak için. Evimden sonra en çok yazdığım yer Cuppa kafe. Aktif çalışma hayatıma keyifle devam ettiğim için romanlarımı çoğunlukla hafta sonları yazıyorum. Uzun yıllardır iletişim yöneticisi olarak çalışmaya devam ettiğim için zaten halihazırda hafta içinde de hayatım yazarak geçiyor. Bu nedenle diyebilirim ki 7/24 yazmakla meşgulüm ve bu hayatımın en büyük mutluluğu.

ETİKETLER:
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.