Şanzelize Düğün Salonu düğünsüz

09 Mart 2016 Çarşamba, 14:21

Tarık Tufan, Şanzelize Düğün Salonu adlı romanını 291 sayfada okura ulaştırmış. Ben de pek çok okur gibi kısa sürede toplamda 2 günde okudum. Akıcı dil, sürükleyici macera ve hep merak uyandırıcı bir üslup var romanda.

Birinci şahsın ağzından anlatılan romanın özeti şöyle:

İstanbul’da 2015 yılında geçen bir hikayeyi kurgulamış Tarık Tufan. Dergah sahibi şeyh bir babanın üniversiteye giden oğlu (romanın anlatıcısı) bir kıza aşık olur. Aşık olmasıyla muhafazakar hayata veda etmeyi tercih eder. Çünkü kıza yakın olabilmesinin önündeki bir engel olarak görür kendi hayatını. O güne dek yaşadığı hayattan vazgeçer ve evini terk eder.

Terk etmeden evvel zaten annesi de ölmüştür. Derviş babasının sözleri onun evde kalmasına yeterli gelmez.

Çeşitli işlere girerek hayata tutunmaya çalışır. Aşık olduğu kız kendisine yüz vermeyince iyice dağılır. İçki ve uyuşturuculu günler içinde süren hayatından aslıda memnun da değildir. Ancak geriye dönecek cesareti gücü bulamaz.

Bir arkadaşının önerisi ile ilaç firmasında “denek/kobay” olarak çalışmaya başlar. İllegal bu çalışmadan iyi para kazanır ancak vücudunda hasarlar oluşur. Halüsinasyonlar görerek yaşamaya başlar. Zaman içinde de onu oraya götüren arkadaşı üzerinde deneme yapılan ilaçlar nedeniyle ölür.

Romana adını veren Şanzelize Düğün Salonu nedir? Şanzelize Düğün Salonu, romanın asıl kahramanın arkadaşının çalıştığı Esenler’deki mekan. Diyarbakırlı gelin Batmanlı bir adamla zorla evlendiriliyor. Kahramanımızın arkadaşı çalıştığı düğün salonunda gelinle göz göze geliyor. Hiç konuşmasalar da bu gözlerle konuşma onların oradan kaçmalarını ve elbette kahramanımızın evine sığınmalarını sağlıyor. Yakalansalar elbette öldürülecekler.

Romanın ilk satırlarında, kahramanımız şeyh babasının öldüğünü anlatırken, yerine gelecek kişinin ise müridlerin rüyasıyla belirlendiğini aktarıyor. Müridler rüyalarında kahramanımızı görmüşlerdir. Dergaha davet ederler. Ancak kahramanımızın yaşadığı hayat da ortadadır. Gitmek istemez. Çünkü hala aşık olduğu kızı da elde edememiştir. Kıza da zaten geçmiş hayatıyla ilgili yalanlar söylemiştir. Babasının şeyh olduğunu, kendisinin muhafazakar olduğunu anlatmaz.

Aşık olduğu kızla nasıl tanışmıştı? Okulda bir gün anfiye işte bu kız gelir ve “yakın zamanda annesi ölen biri var mı aranızda” der. Okuldaki edebiyat kulübünün çıkardığı dergide işlenecek olan konu annesini kaybeden evladın düşünceleridir. Kahramanımız kızı ilk gördüğünde zaten vurulmuştur. O da kendisinden beklenen yazıyı yazar ve artık kızın çevresinden hiç ayrılmaz.

Ancak kızın berbat bir sevgilisi vardır. Kızı döver söver. Ama kız aşıktır bu adama. Ayrılamaz.

Kahramanımız kızın çevresine girer ama başka bir hayatı da seçmiş olur. Kendi muhafazakar yaşantısının dışındaki bu hayatın içinde içki, eğlence, uyuşturucu vardır.

Geçmişi ile şimdi yaşadığı hayatı sorgular sık sık. Ancak ortada da hayatın başka gerçekleri vardır. Kendisine sığınan gelini ve arkadaşını ne yapacaktır.

Bir taraftan da babasının müritleri, kahramanımızı rüyalarında gördüklerinde yeni şeyh olması için çabalarlar. Yaşanılan olaylar kaçak gelini ve onu kaçıran adamı ve kahramanımızı o dergaha götürür. Oraya sığınırlar.

Sonra neler mi olur? Bu kadar özet yeterli. Kitabı alıp okuyun. Kısa sürede ve heyecanla, merakla okuyacağınıza inanıyorum.

Şanzelize Düğün Salonu ile ilgili tespitlerim

Derin ruh tahlillerine ara sıra rastlasak da Şanzelize Düğün Salonu romanında geneli hiç de alışık olmadığımız olayların kurgusuna dayalı. Şaşırtıcı olaylar, birbiri ardına gelen merak uyandırıcı gelişmeler okuyucuyu romana bağlıyor.

Kimi zaman uzun olsa da cümleler çoğunlukla net ve kısa, bu nedenle de gayet anlaşılır bir akıcılıkla yazılmış.

Hayata dair derin anlamlar içeren mihenk taşı niyetine cümlelere sık sık rastlıyoruz.

Anne sevgisine dair harika anlatımlara yer alıyor. Kahramanımızın ölen annesinin mezarının başındaki duyguları… annesinin ölümünden hemen sonra edebiyat kulübü için yazdığı yazıdaki duyguları… çok derin.

Dindar bir aile, dindar bir çocuk. Aslında hayatımızda herşeyin bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlatıyor roman. Bir kıza aşık olur ve hayatı komple değişmeye (olumsuz yönde) başlar kahramanımızın. Onlarca yıl yaşanan sağlam inancı bir başka inancın sarsabileceğini de aktarıyor bize.

Romanın girişinde İstanbul Fatih’te yaşamış tarikat önderlerinden olan Ahmed Hamiş Efendi’nin cümlesi yer alır:

“Olan olmuştur; olacak olan da olmuştur” .     Bu cümle aslında romanın ana çizgisinin ruhunu da belirler.

Roman bölümler halinde yazılmış. Kimi bölüm girişlerinde mihenk taşı olabilmesi adına çeşitli yazar ya da düşünürlerin önemli sözleri yazılmış.

Romanda güncel tarihçiliğin izleri de yer alıyor. Yazar yaşadığı güncel döneme dair kendince önemli anektodları, yerleri, mekanları kişileri tarihe not düşmek adına yazmış adeta. Örneğin, “Yaşar Kemal iki gün önce ölmüştü ve kitaplarından bir bölüm yapmışlardı. Kitaplara bakıp sinemaya döndüm” diyor.

Ya da bu döneme ait kimi yazarların Barış Bıçakçı, İhsan Oktay Anar, Haydar Ergülen’in adlarını sayfalarına taşıyor. Tanpınar’ın Huzur romanını da.

Yazar, romandaki anlattıklarının, kurguladıklarının da dışına çıkmasını, roman bittikten sonra sorular sorup cevaplar almasını istiyor adeta. Roman bittikten sonra, olaylarla ilgili soruların cevaplarını aldıktan sonra okurun kitapla arasındaki ilişki tamamlanmıyor. Örneğin İhsan Oktay Anar’ı ya da Tanpınar’ın Huzur romanını merak ediyor onları bilmeyen okurlar. Ya da sufilikte, dervişlikte rüyalarla gerçek hayat arasındaki bağlara verilen önemi anlamaya çalışıyor insan. Yahut da en azından google’da şu Ahmed Hamiş Efendi kimmiş diye yazıp, bilgi alıyor…

Her roman insana sorular sordurur elbette. Zaten amaç da budur. Anlatırken, sorular sordurmak. Tarık Tufan romanında bu soruları sık sık soruyor insan kendine.

Şanzelize Düğün Salonu, romanın adı eğlenceli matrak bir eser seni bekliyor ey okur, der gibi. Ama öyle değil. En azından içinde eğlenceli bir düğün yok, haberiniz olsun. Okur, eğlenceyi yazarın kendine has anlatım üslubunda, cümle akışında ve şaşırtıcı olayları arka arkaya bağlamasındaki maharetinde buluyor. Romanın ilk bölümlerinden sonra akışa alışınca şimdi neye şaşıracağım acaba diye bekliyor okur. Şaşırıyor da… İşte bu şaşkına uğramalar arasında bir bakıyor ki kitap bitmiş bile.

Editör: Serdar Tunatürk

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz