Piraye Seyir romanı ile bir dönüşümü anlatıyor

Sayım Çınar
Kitap dünyasının nabzını tutuyor. Yazar ajanı. Edebiyatımıza yeni yazarlar kazandırıyor. Aynı zamanda tam bir gezgin. Dünyayı gezmeyi, yeni kültürler tanımayı seviyor. Sinema, film festivallerinin vazgeçilmez isimlerinden. İletişim: sayimcinar@gmail.com

Piraye, sadece adını kullanıyor yazdıklarında. Bilemeyenler olabilir diyerek soyadıyla seslenelim Piraye Erdoğan diyerek… Piraye, yeni romanını okurlarla buluşturdu. Seyir, Mona Kitap etiketiyle çıktı. Seyir romanı ile Piraye neyi, nasıl anlatıyor? Keyifli bir söyleşi yaptık.

Piraye Seyir romanı ile bir dönüşümü anlatıyor. Diyor ki “Bu bir dönüşümün romanı”… Mona Kitap’tan çıkan Seyir, aşka, ayrılığa, kendini ve sevgiyi bulmaya dair. Son yedi yıldır zihin ve nefes koçluğu yapan Piraye, insanı kadın üzerinden anlatan bir yolculuğa çıkarıyor okurunu.

Piraye’nin ilk romanı için buluştuk ve söyleştik. Ancak Seyir üzerinden yaptığımız söyleşiyle okurlar Piraye’yi de yakından tanıma fırsatı bulacaklar. 

Piraye Erdoğan ilk romanı Seyir ile okurlarla buluşuyor.

Değersizlik illetine yakalanmış kadının hikâyesi

Sayım Çınar – Sevgili Piraye seni öncelikle yeni romanın Seyir için kutluyorum. İlk cümlesinden başlayan sarsıcı bir hikayeyi okurlara sunuyorsun. Bir kadın evlenmek üzere ve yatağından kalkıyor; içi, kalbi bomboş. Oysa evlenmek başlıbaşına büyük bir hayal değil midir? Kim bu kadın, bize kimi anlatıyorsun bu karakterinle?

Piraye – Değersizlik illetine yakalanmış her kadını o karakterle anlatıyorum. ‘Evlenilecek kadın’ olma masalına kanmış, evli bir kadın olabilmenin ‘zafer’ olduğuna inandırılmış; bu uğurda da her türlü uğraş, pazarlık, kendini kandırmalar zorlamalar ve hatta baskılar kullanmış… Gözü kör şekilde hedefine kilitlenmiş ancak ulaştığı noktada ise kaçınılmaz olarak yine bomboş hisseden her kadın bu karakterde var. 3 ile 8 yaş arası deneyimleri ve bunlara zihninin yorumlarıyla oluşturduğu o zihin dünyasında, kendi ile ilgili ‘değersizlik’ hükmünü vermiş ve buna inanmış her kadın var bu karakterde.

Değer alabilmek için kaynağı dışarısı ve özellikle erkekler olarak belirlemiş, bir nebze değer alabilmek için zihninin elinde ordan oraya savrulan her kadın var bu karakterde. 

Sayım Çınar – Romanında satır aralarına saklanmış önemli eleştiriler var; kadınlık hali ve kadın olmaya dair… Türkiye’deki kadınlık halini nasıl değerlendiriyorsun?

Piraye – Buna aslında insanın hali diyelim. Fakat bir kadın ana karakter üzerinden yazıldı. Dünyada gittiğim gezdiğim toplumlara da baktığımda açıkçası inanın çok farklı değil kadının hali. Bu hali dışarısı ve Türkiye olarak ayıramayacağım. Kilit nokta kadın zihni ve erkek zihni. Erkek olmak ve kadın olmaya dair inanılan yanlış tanımlar var. Kadın olmanın ölçüsü nedense bir erkek üzerindeki etkiyle hesaplanıyor. Ne kadar peşinden koşuluyor, ne kadar seviliyor, söze ne kadar dinleniyor, ne kadar beğeniliyor, ne kadar gözü kör ediyor, ne kadar şımartılıyor, uğruna ne kadar ne yapılıyor vs… Yani kadın olma tanımı hep bir erkek üzerinden yapılıyor. Erkekler de vahim durumda. Zira kadınların kendilerinden ne istediğini, neden doyuramadıklarını, neden onların mutlu olamadığını anlayamıyorlar. Mutsuz annelerin çocukları eşlerinde de aynı mutsuzlukla karşılaşınca kayboluyor.

Seyir bir dönüşüm romanı

Sayım Çınar – Kişisel hayatında biliyorum ki manevi dünya ve ruhla, manevi iyileşmeyle ilgileniyorsun. Bunlar romanına ne kadar yansıdı?

Piraye – Bunların hepsi aslında tek bir kelime: Dönüşüm. Seyir, bir dönüşüm romanı. Dönüşümü, insanın kendini yöneten zihninden özgürleşerek kendini gerçekleştirebileceği bir yaşama geçişi olarak özetleyebilirim. Kişi ancak olmaya geldiği kişiyi gerçekten dünyada ifade edebildiğinde ve deneyimleyebildiğinde tatmin, başarı ve huzuru yaşayabilecek. Bunun için zihin dönüşümünü gerçekleştirmesi gerektiğini tespit eden ve nasılını da birlikte sunan bir roman Seyir.

Sayım Çınar – “Hep başkaları konumlandırdı beni.” Günümüzün en büyük sorunu, kendimize yaptığımız en büyük düşmanlık belki de. Peki çözüm var mı, kendimize nasıl daha iyi davranabiliriz sence?

Piraye – Zihnimizde kendimizle ilgili oluşturduğumuz tanımlara bakmalıyız. Başkalarının eline düşmemizin ana sebebi bu.Yani kim olduğumuzu ve kim olmamız gerektiğinin içeriklerini başkalarına bırakıyorsak, önce zihnimizde kendimizle ilgili oluşturduğumuz tanıma bakalım. 

Bu tanımlar hep eksiklik ve sorunlu. Hepimiz bu eksiklik, değersizlikten kaçmaya çalışmak ve yaşamın adeta bize karşı bir tavır aldığını bize yaşatan o sorunların ortadan kalkması için dışarı, başkalarına bakıyoruz.

Oysa ki sistem böyle işlemiyor. Evet kesin çözüm var. Kişi odağını sorunların kaynağına, kendi zihin dünyasına çevirmeli. O dapdaracık alandan özgürleşerek gerçek bir insana, kendisini gerçekleştirebilmeye başlayabilmeli. Kişi kendi gerçeğine özgürleştikçe öz sevgi başlar. Kendini gerçekleştirebilmeye başladıkça öz sevgi katlanarak dışarı akar. Kendini seven bir insanın da ne kendine ne de bir başkasına kötü davranması da mümkün değil. 

Seyir adlı romanında Piraye, kadının dönüşümünü anlatıyor.

Azra Kohen’in Gör Beni romanı çok önemli 

Sayım Çınar – Kadın yazarları, kadınların metinlerini ne kadar takip ediyorsun? Türk ve dünya edebiyatından izlediğin, okuduğun, önereceğin kitap ve yazarlar var mıdır?

Piraye – Aslında kendi dönüşümümü gerçekleştirirken -ki bu halen devam eden bir süreç- bu muhteşem deneyimi paylaşabilmek adına başladığım yeni mesleğimde roman türünün dışındaki kitaplara yoğunlaştım. Daha çok her seviyede iyileşme, dönüşüm, tasavvuf ve kuantum fizik ile ilgili kitapları okuyorum. 

Aynı zamanda uygulayıcısı ve eğitmeni olduğum konuyla alakalı olarak bu yolda karşılaştığım Human Design – İnsan Tasarımı ilmine dair materyali okuyup hazmetmem gerekiyor. Bu nedenle roman deyince bir durdum. Son okuduğum Azra Kohen’in Gör Beni adlı romanı. Türkiye için çok önemli bir roman. Zamanında Meltem Arıkan da beni çok etkilemiş kadın yazarlardan biri olmuştu. Kadın değil ama en çok sevdiğim roman yazarı derseniz Tom Robbins derim ve Chuck Palahniuk.

Evlilik ‘zaferinin’ peşine düşen kadınlar

Sayım Çınar – ” Bir zamanlar gerçekten inanırdım; evlenmeyi başarırsam, o yüzüğü parmağıma takmayı başarırsam bir şeylerin farklı olacağına. Şimdi pek çok sözlenme, evliliğe varamamış nişanlar, sadece bir buçuk yıl sürebilmiş bir evlilik sonrası, artık o kadar da emin değilim. Fark etmiyor gerçi, çünkü sorgulamalar bu çekim karşısında çok çaresiz ve zayıf. Öylesi bir çekim ki bu, kontrolüm dışında hep aynı yöne savruluyorum.” Bu paragrafı çok önemli buldum. Bir kariyer planı olarak evlenmek desem ne dersin?

Piraye – Bu tanımına bayıldım, harika özetliyor ortaya koymak istediğimi. İşte yukarda belirttiğim gibi maalesef evlenmeyi başarırsa daha değerli, daha özgür, daha mutlu, daha başarılı, daha kendi olacağına inanmış kadınlarla dönmeye çalışıyor dünya. Aynen dediğin gibi planla programla, öyle ya da böyle gözü kör o evlilik isimli sözde zaferin peşine düşen ve her geçen gün daha yok olan kadınlar. Evlilik kötü mü? Hayır tabii ama evliliğe yüklenen anlamlar ve beklentiler olacak gibi değil. Her birimiz kendimiz dediğimiz o benzersiz tasarımları deneyimlemeye geldik buraya. Sen, ben, o her birimiz eşi benzeri olmayan ve dolayısıyla yaşama sunabileceği benzersiz ifadesini sadece kendi sunabilecek olan varlıklarız. Hep daha fazla kendi benzersizliğini ortaya koyabilecek muhteşem potansiyeller. Bu potansiyeller beyaz dizi tadında dramalar içinde unufak edilip harcanıyor.

Sayım Çınar – Sergiler, dergiler, entelektüel ortamlarda salınan karakterler. Bu dünyayı nasıl yarattın?

Piraye – Yaratmadım esasında içine doğduğum ve içinde büyüdüğüm dünya bu. Ancak neden kendi dünyanı seçtin dersen pek çok kadın bu dünyaya girerse farklı yaşayacağını, bir şeylerin farklı olacağını zannediyor oysa gerçekten kopukluk, kendi kabusunda debelenme, zihin hapishanesinin cehennemi her kesimde aynı.

Sayım Çınar – İlk aşka, ilk cinsel deneyime, ilk yakınlaşmaya dair de önemli ipuçları var romanda. Mutlu anları kabusa dönüştüren normlar ve baskıların hikayesini yazmışsın. Bu anıların ne kadarı kurgu, ne kadarı yaşadığın ve gördüklerin?

Piraye – Kitabın girişinde dediğim gibi tamamı kurgu ancak deneyimlenenler gerçek. Ben Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’ni bitirdim yani bir kız lisesinde okudum yedi yıl. İşte orada büyürken pek çok hikayeye tanık oldum ve sonrasında da pek çok arkadaşımın devam hikayelerine.  Hele bir de son 7 yıldır büyük aşkla yaptığım zihin ve nefes koçluğu mesleğimi de buna eklersen çok fazla kadın deneyimi dinledi kulaklarım ve çok fazla kadın deneyimi doldu hücrelerime. Bunları kendi deneyimlerimle harmanlamamdır Seyir.

Sayım Çınar – Romanı nefes nefese okudum ve dönüşümü bekledim sayfalar boyunca. Okurların okuma keyfini kaçırmadan sorayım: Ne kadar çıkmazda olursak olalım iyileşmek ve dönüşmek mümkün mü?

Piraye – Kesinlikle mümkün. Yeter ki kişi kendine özgürleşmeyi seçsin. Yeter ki kişi hikayeleri bırakıp gerçeğe yürümeyi ve varolmayı seçsin. Doğal olan bu olduğu için, tüm sistem bunu desteklemek ve işletebilmek için tasarlanmış. Kaybolmuş olan bizler gerçeği seçtiğimizde her şey kişinin bu muhteşem dönüş-üm yolculuğunu destekliyor zaten.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.