Seni Koruyan Kadınlar Var Bu Dünyada hikayeleriyle sahici ve sarsıcı

Sayım Çınar
Kitap dünyasının nabzını tutuyor. Yazar ajanı. Edebiyatımıza yeni yazarlar kazandırıyor. Aynı zamanda tam bir gezgin. Dünyayı gezmeyi, yeni kültürler tanımayı seviyor. Sinema, film festivallerinin vazgeçilmez isimlerinden. İletişim: sayimcinar@gmail.com

Gül Gülsün Yıldız ilk kitabı ile okurların karşısında. Seni Koruyan Kadınlar Var Bu Dünyada, birbirinden sarsıcı gerçek hayattan sayfalara taşınan hikayelerden oluşuyor.

Seni Koruyan Kadınlar Var Bu Dünyada hikayeleriyle sahici ve sarsıcı, raflarda yerini aldı. Gül Gülsün Yıldız, tiyatro – sinema oyuncusu ve yazar. Bir öyküsü sinemaya uyarlanıyor. “Türkiye’de kadın, çocuk ve hayvan olmak çok zor” diyor.

Kadının adının var olmasında öncülük edenlerden Duygu Asena’ya selam gönderiyor. Ve hikayeleri… Hikayeleri kadına dair sahici, gerçek ve sarsıcı. Diyor ki “Beni en çok Kumru etkiledi” … Yazdığı hikayedelerden birinde Kumru’yu anlatıyor.

Gül Gülsün Yıldız ile Seni Koruyan Kadınlar Var kitabı için buluştuk, sohbet ettik. Onun ilk kitabı bu. Hikayeleri, kadınlık hallerine, inceliklere, özlenen ve uğruna mücadele edilen günlere dair.

Sayım Çınar, Gül Gülsün Yıldız ile ilk kitabı hakkında söyleşi yaptı.

Vicdanlı ve Sevgi Dolu İnsanlara Yazdım

Kitabı yazma fikrinin nasıl ortaya çıktığını merak ediyorum. Gül Gülsün Yıldız, buluşmadan dolayı teşekkür ederek başlıyor anlatmaya: “Kafamın içinde uzun zamandır dönen ama bir türlü yazamadığım hikayelerim vardı. Yüzleşmem gereken bazı duygularım vardı. Yazma fikrimin uzunluğunun sebebi ise hikayelerin çoğunda gerçek karakterlerin olmasıydı. Yüreğime dokunan, hayatımın bir zamanında karşılaştığım bu insanlara belki de borcumu ödemek istedim. Ya da yaşamıma kattıkları için teşekkür etmeyi düşündüm.”

Çok insancıl ve gerçekten yazmaya iten ana izleklerden biriydi Gül Gülsün Yıldız’ın gerekçeleri. Trajedinin içinde umut dolu hikayeleri paylaşıyor bizlerle. Aşk, umut, güven, dostluk…

Okura iyilik ve umut aşılamak

“Okura iyilik ve umut aşılamak önemli. Edebiyatın böyle bir misyonu var mı? ” diye soruyorum.

Gül Gülsün Yıldız, bu kavramların kendi yaşamındaki ‘olmazsa olmazlarından’ olduğunu söylüyor. “Hayat da bir trajedi değil mi?” sorusunu soruyor ve kendisi anlatıyor: “Fakat bu trajedinin umut her zaman var. Edebiyatın var olmadığı bir hayat nasıl olurdu, merak ederim. Kitaplardan öğrendiklerimi yaşayarak öğrenebilir miydim, bilmiyorum.”

Yıldız, edebiyatın insanın içini deştiğini belirterek böylece yüzleşmenin gerçekleştiğini vurguluyor: “Deşer, karıştırır, sorgulatır, yüzleştirir kendisiyle.”

Gül Gülsün Yıldız’in ilk kitabı Seni Koruyan Kadınlar Var Bu Dünyada raflarda yerini aldı.

Hikayelerin yüzde sekseni gerçek

‘Seni Koruyan Kadınlar Var Bu Dünyada’ kitabının hapishane güncesi olarak da okunabileceğini düşünüyorum. Hikayelerin ne kadarı gerçek, ne kadarı kurmaca? diye sorduğumda, yüzde sekseninin gerçek olduğunu öğreniyorum. Hayatın içinden sahici hikayeler. Bu nedenle okurken sarsılıyorsunuz.

Satır aralarında politik mesajlar var. Devrim ve aşktan söz ediyor, Gül Gülsün Yıldız. Ondan dinleyelim bu konudaki düşüncelerini:

Özlemim hep adaletli bir dünya için… Tahammülsüzlüğüm haksızlıklara. İnsanın devrimi, kendi içinde başlıyor. Bu devrim de istemediği şeyleri yapmamakla, geleneklere karşı çıkmakla, kendini yok eden güçlere tavır almakla başlıyor. Sonra da hayallerinin peşine düşüyor. İşte aşk da bu aşamadan sonra başlıyor. Aşk da kendini yeniden yaratma ve gerçekleştirme hali.

Türkiye’de kadının yaşadığı problemler de var kitapta. Elbette ilk üçte taciz, tecavüz, yok sayılma yer alıyor. Kadınları yazmak… Bir kadın olarak kadınları yazmak nasıl bir deneyim olabilir? Nasıl bir deneyim yaşatabilir yazana?

Türkiye’de kadın, çocuk ve hayvan olmak çok zor

Gül Gülsün Yıldız, bilineni vurgulayarak tekrar ediyor: “Türkiye’de kadın, çocuk ve hayvan olmak çok zor.”

Ve diyor ki “Benim hikayelerimde anlattığım kadınlar da ötelenmiş, örselenmiş kadınlar.”

İşte bu örselenmiş, ötelenmiş kadınları anlayabildiğini belirtiyor Yıldız. Devam ediyor: “Onları anlatırken yaşadığım duygular, onların yaşadığı duyguların yanında ancak bir nokta büyüklüğünde kalabilir. Kendimi bu kadınların yerine koyuyorum. O anda nefessiz kaldığımı hissediyorum. Bu duygu insana bütün dünyayı yakma hissi uyandırıyor.” 

Her zaman merak ettiğim şey, yazarın kendi kitabında en çok etkilendiği bölüm ya da öykü olmuştur. Samimi ve gerçekçi yazım tarzıyla Gül Gülsün Yıldız’ın hikayelerindekini de merak ediyorum. Acaba onu en çok hangi öyküsü etkiledi? 

“Kumru beni çok etkiledi.” diyor.  Kumru’nun yaşamadığı ve hiç bir zaman yaşayamayacağı yılların varlığı Yıldız’ı etkiliyor. Kendi cümlelerinden okuyalım: “Kumru’nun yaşamadan yaşlanacak olması içime çok dokundu. Arkadaşlarıma anlatır gibi yazmak istedim. Hiç evirip çevirmeden olduğu gibi.”

Gül Gülsün Yıldız, Duygu Asena’ya selam gönderiyor.

Kadının adı var mı?

Son yıllarda kadın yazarların kitapları okurun dikkatini çekiyor ve okunuyor. Gül Gülsün Yıldız bir oyuncu. Asıl mesleği olan oyunculukta kadının durumu nasıl? Kadının adı var mı? diye soruyorum.

O, önce Türkiye’deki kadın haklarının öncülerinden Duygu Asena’ya selam gönderiyor: “Kadının adı Duygu Asena ile var olmaya başladı. Onu sevgiyle anıyoruz. Kadın olarak Duygu Asena’ya müteşekkiriz.”

Kadınların edebiyat ve sanattaki mücadelesini anlatıyor sonra: “Kadınlar var olabilmek için edebiyatta ve sanatın diğer dallarında mücadele ediyor. Mücadele ederek ilerliyor. Oyunculukta da öyle… Erkek egemen bakış bu aanda da yoğun. Örneğin,  yapımcı kadın sayısı çok az. Böyle olunca da kadın bakış açısı kendini bulamıyor.

Sinema için bir hikaye Bodrum Mektupları

Sanatla, edebiyatla iç içe olan Gül Gülsün Yıldız’ın yapacakları listesinde neler var? Yeni kadın hikayeleri mi? 

Bir sinema filmi projesinden söz ediyor. Hikayesini kendisinin yazdığı filmin adı ‘Bodrum Mektupları’. “Bodrum Mektupları’nı geçen yıl çekmek istedik. Ama olmadı. Bu sene tekrar deniyoruz. Bağımsız sinema yapmak çok zor. Şansımızı bir kez daha zorluyoruz. Umarım başarabiliriz.”

Bu filminizde de ötekileştirilmiş kadınlar var. Ermeni bir adamla Müslüman bir kadının kendilerini örseleyen hayatları ve aşkları filmin konusu. Yazdığı öyküler, sahne ve film için çok uygun. Yıldız’ın bu konuda bir projesi var:

“Öykülerimi tiyatro sahnesine taşımak istiyorum. Zaman olarak da önümüzdeki sezonu hedefliyorum. Kahramanlarım duygularını tiyatro sahnesinden haykırmalarını istiyorum. Film yapmak isteyen birileri de çıkarsa güzel olur.”

Gül Gülsün Yıldız edebiyat ve oyunculuk arasındaki ilişkiyi kendi hayatından örnekleyerek anlatıyor.

Edebiyat ve oyunculuk ilişkisi

En baştan da söyledim, Gül Gülsün Yıldız oyuncu. Oyunculuğu, yazarlığını muhakkak ki beslemiş olmalı. Sanatın içinden yeni bakışların yeni sözlerin çıkmaması olanaksız. Gülsün Gülsün Yıldız’ın oyunculuğu da yazdıklarını beslemiş. Ama o farklı bir şey daha ekliyor:

Aslında önce edebiyat okurluğum oyunculuğumu besledi. Sonra da gözlemlerim yazarlığıma yansıdı. Oyunculuk benim için içsel bir yolculuk. Edebiyat da böyle. Her şey içinizde oluşur, yürür, büyür.”

Gül Gülsün Yıldız, bu kitabı din, dil, ırk ayırımı yapmadan yaşamaya çaba harcayan, vicdanlı ve yolu sevgiden geçen herkesin okumasını istiyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.