Başörtülü Madonna Nasıl Kürk Mantolu Oldu?

17.11.2014
A+
A-
Başörtülü Madonna Nasıl Kürk Mantolu Oldu?

Sabahattin Ali’nin romanındaki Kürk Mantolu Madonna, Floransalı’ymış. Madonna, ünlü bir ressama ait bir tablo. Romanın adına esin kaynağı olan bir yağlı boya tablo ve tablodaki kadın. Tablo Floransa’da sergileniyor. Romandaki Raif Efendi karakteri aklında yarattığı kadını bu tabloda görmüş ve eserde bu saf aşk anlatılmıştı.

Kürk Mantolu Madonna adlı romanındaki o kadın kim? Yazar gerçekte kendisini etkileyen bir kadını mı yazmıştı? Yoksa bir yaratıcılık örneği olarak karakterleri olayları ortaya mı koymuştu? Roman 1943’te yazıldı ve Türkiye’de hala çok okunanlar listesinde yer alıyor. Bunlar tartışılsın da romana esin kaynağı olan müzedeki tabloyu sizlerle paylaşmak istedim.

İşte Kürk Mantolu Madonna bu tablodaki kadın (!) daha doğrusu romandaki Raif Efendi’nin aklında yarattığı kadın sandığı Madonna… “Madonna della arpie” isimli tablo 1517’de dönemin ünlü Floransalı ressamı Andrea Del Sarto tarafından yapılmış. Halen Floransa’daki Uffizi Galeri’de bulunuyor.

Andrea del Sarto, 1486-1530 yılları arasında yaşamış ve bu tablo kendisinin en iyi boyadığı eseri kabul edilmiştir. O dönem çok sayıda dini konulu ve portre resmi içeren tuval resmi üreten ressamın yüksek rönesans dönemini tam anlamıyla yansıttığı söyleniyor.

Kürk Mantolu Madonna

Bir manastır için yapılan tablo 208 x 178 cm ebatında. Floransalı ressam Andrea Del Sarto, İtalyan rönesans döneminin en ünlü ressamları arasında bulunuyor. Yağlı boya tablonun İtalyanca adı Madonna Delle Arpie, İngilizce adı ise Madonna of the Harpies. Ölçüsü ise 208 x 178 cm.

Tabloda bakire Meryem’i bir kaide üzerinde elinde çocukla tasvir eden tabloda iki aziz ve melekleri bulunuyor. Yüksek rönesans döneminde güzellik ve saflığın Madonna ile eşleştirilirken, dönemin tablolarında Madonna sık sık görülüyordu.

“KÜRK MANTOLU MADONNA BENİM” diyen biri var

Romanın baş karakterleri Maria Puder ve Raif Efendi’dir. Raif Efendi içine kapanık, melankolik ve dış dünyaya uyum sağlayamamış bir karakterdir. Hayatı boyunca birçok şeye boyun eğmiş, haksızlığa uğradığında bile buna karşı koyamamıştır. Sevmediği bir kadınla evlenmiştir, bir ailesi vardır. Kendi hayatına kendi yön verememiş, başkalarının istediği bir insan olarak hayatını sürdürmüştür. Hayatında gerçekten yaşadığını hissettiği sadece bir anısı olmuştur ve bunu günlüğüne aktarmıştır.

ROMANDAKİ KÜRK MANTOLU MADONNA 

Romanın özeti şöyle yapılabilir:

“Raif Efendi, 20’li yaşlarında babasının isteği üzerine gittiği Berlin’de, sanata olan ilgisi sayesinde bir sanat galerisine gider. Galerideki tablolar arasında bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak aşık olur. Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Raif Efendi tablodaki portrenin, Andrea Del Sarto tarafından yapılmış ‘Madonna delle Arpie’ isimli tablodaki Madonna’nın portresine benzediğini düşünür (yukarıdaki tablo).

Tabloya o kadar hayran olur ki fırsat buldukça tabloyu görmeye gider, fakat başka gözlerin onu takip ettiğini farketmez. Artık ritüel halini alan bu tabloyu seyretme seanslarından birinde bir kadın onun yanına gelir. Bu kadın, tablonun sahibi olan sanatçı Maria Puder’dir. Maria, Raif’in tabloya olan hayranlığının farkındadır. Raif ise başta onun kendisiyle alay eden biri olduğunu düşünür. Tablonun sahibi ile konuştuğunu öğrenince ise dünyası bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değişir.

Maria’nın karakteri Raif’e göre daha dominanttır. Kendisinin bir erkek gibi özgür yetiştiğini, canı ne isterse onu yaptığını Raif’e anlatır. Hatta Raif’i de çok naif bulduğunu dile getirir. İkisi bu özellikleri sayesinde birbirlerini tamamlarlar ve uzun süren bir arkadaşlık başlar. Raif Maria’yı çok sevmektedir fakat Maria’nın kendisine olan hislerinden emin olamaz. Yine de onun her istediğini yapmaya çalışır. İkisi beraber rüya gibi günler geçirirler fakat her zaman olduğu gibi bu romanda da hikayenin sonu kötü biter.

Kurgu değil, gerçek. Maria Puder, Sabahattin Ali’nin gerçek aşkıydı

Bir gün Raif, babasının öldüğünü öğrenir. Havran’a dönme kararı alır. Maria ile burada mektuplaşmaya devam edecektir. Birkaç mektuptan sonra, Maria’nın mektupları kesilir. Raif bunu hayra yormaz ve Maria’nın kendisinden sıkıldığını, vazgeçtiğini düşünür. Raif’in asla bitmeyecek olan kasvetli günleri burada başlar. Sevmediği bir kadınla evlenir. Ancak mektupların kesilmesinden tam on yıl sonra Raif, Maria’nın akrabasını Ankara’da görür. Ondan da Maria’nın öldüğünün haberini alır. Üstelik Maria’nın mektuplarında sadece ‘iyi haber’ olarak nitelendirdiği gerçeği de o anda öğrenir. On yıl önce Maria, Raif ile kız çocuklarını dünyaya getirdikten birkaç ay sonra ölmüştür.

Ölümünün yaklaştığını anladığında, bu güzel günleri kaydettiği defterinin yakılmasını genç iş arkadaşından rica eder. Genç iş arkadaşı da Raif Efendi ile ilgili bu gizemi çözmek ve onu daha yakından tanıyabilmek için defteri okur.”

Yavuz Rençberler
Yavuz Rençberler
724kultursanat.com ‘un kurucusu. Gazeteci, televizyon programcısı, iletişim danışmanı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV mezunu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ödülü sahibi. Mesleğinin verdiği refleks ve pratiklikle kültür sanat alanında olanları değerlendirmeye paylaşmaya çalışıyor. İçinde insan olmayan kitaba, içinde kitap olmayan insana inanmıyor. İnsanın yazılmamış sayfalarının yazılanlardan daha çok olduğuna inanıyor. İletişim: yavuz@724kultursanat.com
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 6 YORUM