Bir Parion Efsanesi ölümün bile ayıramadığı aşıkların romanı

Bir Parion Efsanesi, 1700 yıllık antik döneme ait gerçek aşkın hikayesi. Epik dille yazılan romanın, yazım süreci de hayli ilginç. Kitabın yazarı Suat Karataş, bir arkeolojik kazı ile başlayan bu büyük aşkın yazım macerasını anlattı.

23 Temmuz 2017 Pazar, 14:04

Bir Parion Efsanesi ölümün bile ayıramadığı aşıkların romanı olarak raflarda yerini aldı. Bundan 2700 yıl öncesine ait Roma’nın önemli kentlerinden olan Parion Antik Kenti’nde yaşanan aşk roman oldu. Bir Parion Efsanesi adıyla romanlaşan antik aşk okurlara ulaşıyor. Bir Parion Efsanesi destan dilli bir roman. Parion 2700 yıl öncesine ait bir şehir.

Roman ise 1700 yıl öncesinden günümüze ulaşan sembol bir antik dönem aşkının ama asla “antikalaşmamış” eşsiz bir aşkın romanı. Epik tarzda yazılan eser, antik döneme ait zengin bilgilerle dolu. Şehrin kuruluşu ile aşıkların yaşadığı dönem arasında 1000 yıl bulunuyor. Kökleşmiş, o topraklarda kök salmış bir kültürde yaşamış olan bir aşkın hikayesi bu. 

Sevgililer Şapeli

Bir Parion Efsanesi, gerçekten bir tarihi bulguya dayalı aşkı dillendiriyor. Kazılarda çıkan birbirine sarılmış iki sevgilinin günümüze ulaşan aşkı yazar Suat Karataş’ın araştırmalarıyla epik roman haline dönüştü. Dünyada eşine ender rastlanan bir arkeolojik bulgudan yola çıkıyor Suat Karataş. Dünyada birbirine sarılı iki sevgilinin bulunduğu ikinci mezarın ortaya çıkış öyküsü de ilgi çekici.

Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Kemer Köyü’nde bulunan İÇDAŞ sanayi tesislerinin alanında bulunan iki sevgilinin bir şapelin zeminine gömülü olarak bulunan kemikleri büyük bir titizlikle korunuyor. Özel bir camekan içinde korunan iki sevgilinin 1700 yıl sonra gün ışığına kavuşma anına Suat Karataş da tanıklık etmiş.

Sevgililer Şapeli

1700 yıllık mezarda iki sevgilinin birbirine sarılmış halleri günümüze ulaşmış

Bu ön bilgilerden sonra asıl anlatacaklarıma geleyim. Aydın ve entelektüel Suat Karataş, benim yakın dostum. İÇDAŞ’da çalışıyor. Tesislerin alanı içinde 2010 yılında yol yapımı sırasında tesadüfen rastlanılan bir iz üzerine yapılan kazıda şimdi adına “Sevgililer Şapeli” denilen tarihi mekan bulunuyor. İşte bu tarihi mekanın tabanından olarak da yaşlarının 20-22 olduğu tahmin edilen sevgililerin birbirine sarılıp gömüldükleri mezarı çıkıyor. Suat Karataş, sevgililerin mezarının gün yüzüne çıktığı anda orada olduğunu ve işte o an bundan çok etkilendiğini anlatıyor: “O an öyle sihirliydi ki… 1700 yıl öncesinden iki sevgilinin aşkına bir anlamda şahit oluyordum. Böylesine etkileyici bir aşkın zihnimde uyandırdığı öyle derin duygular oluşturdu ki… Mutlaka bunu yazmalıyım, dedim. Daha önce kitap yazmadım. Elbette bol kitap okuyan, tarih meraklısı biriyim. Ancak yazmadım. İlk yazdığım kitap Bir Parion Efsanesi oldu.”

Parion Antik Kenti

Soldan sağa: Yrd. Doç. Dr. Ertuğ Ergürer, Suat Karataş, Yavuz Rençberler, Prof. Vedat Keleş

Suat Karataş ile Biga’nın Kemer ilçesi sahilinde Parion Antik Kenti kazılarının sürdürüldüğü alandaki kazı evinde, incir ağacının altında çay kahve eşliğinde sohbet ettik. Yanımızda Türkiye’nin bu en büyük kazı alanı olan ve gelecekte belki de en büyük arkeolojik kenti olarak “en parlak turistik merkezi” olacak kazının başkanlığını yürüten 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Vedat Keleş ve yardımcısı Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ertuğ Ergürer de bulunuyordu. Bu arada böylesine kıymetli bir tarihi arkeolojik kazıya İÇDAŞ A.Ş. ‘nin 2005 yılından beri büyük bir sponsorluk desteği verdiğini de hatırlatıyor Suat Karataş. Prof. Dr. Vedat Keleş de şu notu ekliyor: “Sevgililer Şapeli, dünya çapında örnek bir mekandır. Bir sanayi kuruluşu kendi alanında çıkan bir izi bize bildiriyor ve onu kazdığımızda bu muazzam eser ve hikayeyle karşılaşıyoruz. Böylece o alana İÇDAŞ herhangi bir tesis kuramıyor. Düşünsenize tarihe olan saygıyı. Bir başka kişi oranın üzerinden dozerle geçip, şimdiye üstüne bir fabrika kurmuş olabilirdi. Bu nedenle ben bir arkeolog olarak İÇDAŞ A.Ş. ‘ye ne kadar teşekkür etsek azdır, diyorum”

Tarihi mekanın korunması İÇDAŞ’ın sponsorluğu ile sürdürülüyor

BİR PARİON EFSANESİ BU TOPRAKLARIN ESERİ

Gelelim, Bir Parion Efsanesi adlı kitaba… Kitabın yazılmasına ve Suat Karataş’ın anlattıklarına. İşte bu şahane epik romanın, antik aşkın günümüzde okura ulaşmasına ve o yazım mücadelesini Suat Karataş’tan dinleyelim:

Yavuz Rençberler: “Sevgili Suat, okuru bol olsun diyerek kitabı elime aldım. İlk cümle her okur için önemlidir. Neydi sana bu ilk cümleyi yazdıran?”

Kitaptaki ilk cümleler şöyle:

“Neden bu telaş” dedi marangoz, kaptana

“Neden yanaşıyoruz kıyıya?”

Suat Karataş:

O cümle ile ilgili özel bir şey düşünmedim Ama rüzgarı düşündüm. Bu toprakların rüzgarı meşhurdur. O zamanlar da vardı şimdi de var Mitoloji yazanlar ozanlar o zamanlar yazdıkları şeylerde yaşadıkları yöreyi yazdılar. Bu kitap da bu toprakların eseri.

Hiç kimse rüzgarla iç içe böyle bir rüzgarla yaşamamıştır. Rüzgarın kentidir Çanakkale… Tenedos, yani bugünkü Bozcaada bu hikayenin başladığı yerdir. Rüzgarın dünyaya dağıtıldığı yer denilir Tenedos için. Bilgelikle konulmuş bu isim. Gerçekten de dünyanın rüzgarının dağıtıldığı yer gibidir Tenedos. Rüzgarı eksik olmaz. Hikayemiz Bozcaada’dan başlıyor…

Sevgililer şapelinde bulunan ölümsüz aşkı anlatıyorum. Bu dünyada bu şekilde bulunan iki mezardan biri. Birbirine sarılmış iki sevgilinin bulunan ender mezarlarından biri. Bu kitabı yazmaya beni o mezar itti.

Suat Karataş, romanın yazım fikrinin ortaya çıktığı Sevgililer Şapeli’nde

MEZAR AÇILIRKEN ORADAYDIM

O mezar açılırken ben oradaydım. İlk fotoğrafını çeken de benim. O an biri bunu yazmalı dedim. Çok etkilendim. 2010 yılında İÇDAŞ tesislerinin yer aldığı arazide yol yapım çalışması sürüyordu. O yol yapımı sırasında çıkan bir iz üzerine kazı yapıldı. Ve bir şapel ortaya çıktı. Şapelin zemininde bir rahip mezarı ve onun yanında da iki sevgilinin mezarı vardı. Şapel M.S. 7-8 yüzyıla ait bir merkez olarak biliniyor.

Bir Parion Efsanesi’ni antik döneme ait o yıllarda yaşanan gerçek olayları da ele alarak Troya coğrafyasını kapsayacak şekilde yazmaya çalıştım. Biga Yarımadası’nın kendine has özelliklerini hikayelerine yer verdim. Örneğin Parion’a komşu olan Priapos antik kenti de var. Bu romana Troas bölgesine ait antik dönem romanı, diyebiliriz.

Mezarın ortaya çıktığı 2010 yılından beri bu hikayeyi yazmayı istiyordum. Yazmak 2016 yılına nasip oldu. Bir yılda yazdım.

Sevgililer Şapeli – Çanakkale Biga Kemer Köyü / İÇDAŞ tesisleri

Yavuz Rençberler: “Romanın dilini, yazım tekniğini nasıl belirledin?”

Suat Karataş: “Antik dönem epik- destanımsı yazım olmalı. Belki o çağlardan bize kalan en güzel yazım dili destanımsı… Bilinen klasik modern roman tarzında değil. O dönemle özdeşleştiriyorum. O nedenle böyle yazdım.

Anatolist bir bakış açısıyla yazdım. Bu coğrafyanın bu toprakların bir insanı olarak yazdım. Bizim okuduklarımız hep Helenistik idi. Hakim olan dil oydu. Sıradan insanların mitolojisini yazdım. Genellikle krallar kral soylu tanrı soylu insanların hikayeleri yer alır. Benim romanımda sıradan insanların hikayesi yer alıyor.

O dönemi canlandırabilmek için özellikle Parion kazı ekibiyle sık sık sohbetlerim oldu. Onların bilimsel eserlerinden, bilgilerinden faydalandım. O döneme ait eşyalar, detaylar hep onlardan öğrendim. Örneğin o döneme ait şarap kabı nasıldı? Ne yiyorlar ne içiyorlar? Nasıl evlerde yaşıyorlar. Hep arkeologlardan dinledim öğrendim.

Bu kitabı yazarken 100’den fazla kitap okudum. Mitolojiye dayalı eserler.

Yavuz Rençberler ve Suat Karataş , Sevgililer Şapeli’nde.

ANTİK İSİMLERİN GERÇEK HİKAYELERİ COĞRAFYADA YER ALIYOR

Suat Karataş, Çanakkaleli… Bu toprakların insanı. Tarihe ve arkelojiye olan ilgisi merakı, çevresinde yer alan mekanların isimlerinin gerçekliği konusunda sorular sormasına yol açmış. Bu konuda ilgi çekici sonuçlara ulaşmış:

“Bu coğrafyada yaşayan insanlar için pek çok şey sıradan geliyor. Halbuki bir özelliği var. Örneğin hala Karabiga kıyılarında Akdeniz fokları yaşıyor… Priapos kültü hala yaşıyor. Denizin içinde granit fallus (penis) var. Tıpkı antik dönemdeki gibi hala günümüz balıkçıları balık sezonu açılışına çıkarken fallusun başını kırmızıya boyarlar. Sonra o kayaya bayrak asıp balığa çıkarlar. Denizdeki bereketi Priapos’tan bekleyen bir kültürdür bu.

Çok basit sıradan görünen kelimelerin altında büyük efsaneler yatıyor.

Teşekkür sayfasında, arkeologlar ön sıradalar.

 

Daha o sevgililer şapeli açılmadan evvel bile o tepenin adı Aşıklar Tepesi idi. Böyle bir şey yıllardır vardı. Bu aslında 1700 yıldır aktarılan bir ifadeydi demek ki… Küçük bir kelimenin ardında nasıl büyük bir efsane yatıyor binlirce sene sonra ortaya çıkıyor.

Örneğin, “Kızöldün Tepesi” vardır Gümüşçay’da… Bize kalan ismi bu. Ve kazıldığında dünyanın sayılı lahitlerinden biri çıktı. Döneminin en muhteşem lahdi. M.Ö. 5 yüzyıla ait içinde bir prenses ve kral lahdinin olduğu tepeydi orası. Poliksanna lahdi olarak bilinir bu lahit. Poliksana’nın, Aşil’in öldürme sahnesi var lahitte. Yani orada bir kız öldürülmesi sahnesi var. Bir kelime bin yıllar öncesinden bu güne geliyor ve bir gerçeği anlatıyor. Antik dönemde ‘bir kız’ öldürülüyor. O lahdin olduğu yer bin yıl önce de buna yakın bir isimle seslendiriliyordu demek ki… Yoksa kazı yapılmadan buradaki halk o tepenin altındaki hikayeyi nereden bilecek. Ancak o tepenin ismi antik dönemden bu güne böylece ulaştığına inanıyorum ben.

Kitaptan bir bölüm

Toprak, hayat hep aktarır. Orada yaşayanların milliyetiyle alakalı değildir aktarım. Tohumu, bitkiyi aktarır bin yıllar sonrasına. Dili kelimeyi de aktarır. Yaşamı hayatı aktarır. Ben de bu kitapla aktarmak istedim. Yazıyla aktarmak istedim. Sevgililer Şapeli’nin, bu efsane aşkın bilinmesini istedim.

Kitaptan bir bölüm

 

Çanakkale’de Minik Arkeologların Keyifli Kazısı

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz